Trend Nasıl
Başladı?
Valla memlekette eskiden beri "düşük yoğunluklu" olarak hep vardı galiba.
Eskiden beri az da olsa "işi ehli olmayana yaptırma geleneği" vardı.
Aktörü işsiz kalınca türkücülük yapar (bkz;70'liyıllar, Cüneyt Arkın, Murat
Soydan, Muhterem Nur vs.) Türkücüsü aktörlük yapar.
(bkz; İbrahim, Orhan, Ferdi, Mahsun, Özcan, Alişan, Büdüşan,vs) Şarkıcısı
hastane açar (bkz: Nükhet Duru) Hastanecisi (doktor yani) Şarkıcı olur
(bkz;Mutaf, Dr.Bilal de doktor muydu emin değilim) falan filan...
Ama bunlar hakikaten de küçük örneklerdi ve ortada can sıkıcı bir durum yoktu.
Hayır arada bir can sıkıcı şeyler elbette oluyordu. Nadiren de olsa Kumkapıda
cinayet işlemiş, cani bir kardeşimiz ertesi hafta filan gazinoda assolist
olabiliyordu.
Kimse de çıkıp "kardeşim bu kardeşimizin mesleği canilik, niye meslekler arası
yatay geçiş yapıyor?" demiyordu. Çünkü dediğim gibi, böyle şeyler "arada bir"
oluyordu ve "zülfiyare dokunmuyordu".
Peki Ya Şimdi?
Şimdi işler iyice çığırından çıktı. Mesleği "oyunculuk" (ben öyle sanıyorum)
olan Okan Bayülgen "şovmenlik" yapmak da tatmin etmemiş olacak ki, reklam
fotoğrafçılığı yapıyor, mesleğini bilmediğim Yeliz Yeşilmen dans gurubu kuruyor,
yapımcı Armağan Çağlayan Kelebek gazetesinde köşe yazarlığı, yine mesleğini
bilmediğim (oyuncu mu, şarkıcı mı bişiydi ama ne?) Hülya Avşar Kelebek
gazetesinde yazıyor, Hülya diye bir dergi çıkarıyor, tişört basıyor, şov
programı yapıyor, Gülben Ergen şarkıcılık yapıyor, şov programı yapıyor, dizi
çekiyor, (yazarken fark ettim, enteresandır Gülben Ergen henüz hiçbir gazetede
köşe yazarlığı yapmıyor) İbrahim Tatlıses mevzuuna hiç girmeyelim, senaryo
yazıyor, çekiyor, oynuyor, montaj, yapımcılık, plak firması, otobüs firması,
lahmacun firması, baharat firması, liste uzuyor da uzuyor. Yönetmen Sinan Çetin
ağlak şov programları yapıyor, Şarkıcı Nil Kelebek gazetesinde yazıyor. (zaten
ilginçtir Kelebek gazetesinde mesleği gazetecilik olan kimse yok) Meral Okay, Om
Yayınlarında müdür, ANS'de müdür, Akademi Türkiye'de müdür (ablamın müdürlük
takıntısı var) ayrıca söz yazıyor, Şahin Tepesi'nden yürüttüğü söylense de
diziler için öykü buluyor, dizilerde oyunculuk yapıyor. Modacı Bahar Korçan
Kelebek gazetesinde yazıyor. (Neymiş bu Kelebek kardeşim, sadece kelebek
gazetesinde yazanları yazsam da gene aynı yazı olurmuş yani)
Bu devasa
paragrafı yazdıktan sonra şöyle bir durup baktım. Bu ne lan? Bu memlekette
niye kimse asıl işini yapmıyor?
Çünkü kimsenin uzmanlaştığı bir iş alanı veya sanat dalı yok. Hiç kimse, hiçbir
işi doğru dürüst yapamıyor. Fakat ortada bir şöhret var, şöhret bütün kapıları
açıyor. Pazarlamacılar ürünlerini pazarlayabilmek için şöhretlileri
kullanıyorlar ve şöhretli biri her hafta başka bir kimlikte karşımıza çıkabilir.
Bir türkücü bi sonraki hafta dizi oyuncusu, bir sonraki hafta haber spikeri, bir
sonraki hafta yönetmen, bir sonraki hafta sekiz ortalı harita metod defteri
olarak karşımıza çıkabilir.
Sadece ünlüler
mi?
Hayır. Burası Türkiye ve burada insanların iş yaşamında en çok kullandığı cümle
"ne iş olsa yaparım abi" cümlesidir. Artık anonimleşmiş bu zavallı cümlenin
açılımı ise şudur: "hiçbir uzmanlık alanım yok, şimdiye dek hiçbir işte dikiş
tutturamadım, onun için ne iş verseniz yaparım, yani en azından yapmaya
çalışırım... bi denesem... uçak heç kullanmadım ama bi şans tanısanız, belkim de
düşürmem yani"
TAŞINA,
TOPRAĞINA, "İN"İNE, "TREND"İNE ÖLÜREM TÜRKİYEM!
Resul Ertaş
Popüler kültürü yakından takip edenler hemen onaylayacaklardır, son zamanlarda yeni bir "trend" başladı. Antiaging'i "geriye yaşlanma" diye yaratıcı bir çeviriyle Türkçe'mize kazandıran ve "trendin adını ben koydum" diye böbürlenen Yüce Hıncal Uluç, henüz bu yeni trendin adını koymadığı için trendimiz isimsiz. İsimsiz trendin içeriğine gelince şöyle basitçe özetlenebilir: İşi ehline yaptırmayacaksın. Trendi böyle özetleyince salakça geliyor değil mi? Şöyle dediğinizi duyar gibiyim; "Ne demek "işi ehline yaptırmayacaksın", bir işin doğru düzgün olabilmesi için ehline, uzmanlarına yaptırılır zaten. Modern çağın dayattığı "bir alanda uzmanlaşma, ihtisas sahibi olma" da bu yüzden değil midir zaten?" Güzel çok doğru söylüyorsunuz, ama sesinizi yükseltmeyin lütfen. "Niye yükseltmiyeyim abicim, böyle salakça bişey olur mu ya..." Hişt tamam, kesin sesinizi, yazıyı ben yazıyorum di mi?
Böyle trend mi olur lan?
Haklısınız. Bence de olmaz. Ama "burası Türkiye" ve "burası Türkiye" diye
başlayan cümlelerin finali hiç de keyifli değildir, bilirsiniz. "Burası Türkiye"
diye başlayan cümleler komik bir şey anlatıyorsa tam gülmeye teşebbüs edersiniz,
cümlenin finali "canınızı acıtır", gülüşünüz suratınızda donar, hüzünlenirsiniz,
somurtursunuz. Suratınızdaki ifade delirir, gülsem mi ağlasam mı, yoksa gidip
doğalgaz işine mi girsem kararsızlığı içinde öyle kalakalır. Deyim yerindeyse
suratınızdaki ifade "Mona Lisa"ya taş çıkartır. Son cümlemden yola çıkarak iddia
ediyorum, "Mona Lisa'nın Türk olma ihtimali var." Ah işte, bunu da buraya
yazıyorum.
Yazan: Resul Ertaş
