Safevî Devletinin
kurucusu. Erdebilli Şeyh Safiyyüddin’in torunudur. Babası Râfizî Şeyh
Haydar, annesi Akkoyunlu Uzun Hasan’ın Katerina Despina adlı
hanımından olan kızı Halime Begüm’dür.
1487’de doğdu. İsmâil-i
Safevî diye de bilinir. Türklerin Hatay kabilesindendir. 1493’te
babası Haydar, Şirvan Hükümdârı Sultan Yâkub’un kuvvetleriyle yaptığı
muhârebede öldürüldü. İsmâil Safevî ve kardeşleri, dayısı Sultan Yâkub
tarafından ölümden kurtarılıp, Şiraz Vâlisi Mansûr Bey Purnak’ın
yanına gönderildi. Şiraz Vâlisi, İsmâil Safevî ve kardeşlerini
hapsettirdi. Akkoyunlu Rüstem Bey tarafından kurtarılan Şah İsmâil
Safevî ve kardeşleri, Erdebil’e gittiler. İsmâil, babası Şeyh Haydar’ın
müridleri tarafından saklanarak gizlendi. Geylan, Gaskar, Rast ve
Lâhicân’a gidip, gizlice faaliyette bulundu. Babasının müridleri ve
dostları, etrafında toplandı.
1500’de harekete geçen
İsmâil Safevî, Şirvan’a varıp babasının kâtili olan Ferruh Yesâr’ı
katletti ve Şirvan’ı aldı. 1501’de Âzerbaycan’ı ele geçirdi.
Akkoyunlulardan Arran ve Diyarbekir Hükümdarı Elvend Beyi, 1502’de
mağlup edince Tebriz’e geldi. Tebriz’i merkez yaptı ve merasimle taç
giyerek “Şah” unvanını aldı. Şah İsmâil’in kurduğu devlete ve
hanedana, dedesi Safiyeddin Erdebilî’den dolayı Safevîler denildi. (Bkz.
Safevîler)
Şah İsmâil, kurduğu
devleti, bozuk Râfizî inancıyla teşkilâtlandırıp, yayılma siyâseti
tâkip etti. Bütün İslâm ülkelerine halife, mürid ve fedâilerini
gönderip, alenî ve gizli Safevî propagandası yaptırdı. 1503’te Irak-ı
Acem, Fars ve Kirman’ı, Kâzaran’ı büyük katliam ve tahriple zaptetti.
Kâzaran’ı alınca oradaki Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsini kılıçtan
geçirdi. Bu katliamları, Osmanlı Devletinin tepkisine sebep oldu.
1504’te Yezd’i alıp, kışın İsfahan’a geldiyse de Osmanlı-Safevî
münasebetleri düzelmedi.
1505’te Kazvin’e gelip,
Eshâb-ı kirâmdan, büyük mücâhid, Seyfullah lakaplı, Irak Fâtihi Hâlid
bin Velid soyundan gelen Hâlidiyyeleri imhâ etti. 1507’de Dulkadirli
Alâüddevle Beyi mağlup etti. Erciş, Ahlat ve Bitlis’i ele geçirip,
Elbistan’a kadar ilerledi. Diyarbekir Hâkimi Emir Bey, Şah İsmâil’e
bağlılığını arz ettiyse de, ekserisi Sünnî olan
şehir ahalisi, Safevîler’i kabul etmedi. Diyarbekir, uzun mücâdelelerden
sonra, Safevî tahakkümü altına girdi.
1508’de Bağdat’ı aldı.
Şehirde büyük tahribat ve katliamlarda bulundu. Başta İmâm-ı A’zam Ebû
Hanife hazretlerinin Azamiye’deki türbesini ve Ehl-i Beyt’ten, büyük
âlim Abdülkâdir-i Geylânî
hazretlerinin ve daha pekçok Ehl-i beyt, Eshâb-ı kirâm ve Ehl-i sünnet
âlimlerinin kabir ve türbelerini tahriple, Müslümanları katlettirdi.
Bağdat’a vâli tâyin edip, Abbasî halifeliğini küçültmek için ona “Halifet-ül-hülefâ”,
yâni halifelerin halifesi unvanını verdi.
1509’da Bakü’yü
zaptetti. Safevîlerin doğusundaki Sünnî Özbekler, Horasan’ı ele
geçirince, Özbek Hanı Muhammed Şeybânî Hana haber gönderip, bölgeden
çıkmalarını istedi. İsteği kabul edilmedi. 1510’da vukû bulan savaşı
Safevîler kazandı. Esir edilen Muhammed Şeybânî Hanın kafasını
kestirip, kafatasını şarap kadehi yaptırdı; derisine de saman
doldurarak, zafer alâmeti olarak Osmanlı Sultanı Bayezid Hana gönderdi.
1511’de Mâverâünnehir
Seferine çıktı. Belh dâhil Mâverâünnehir’deki birkaç şehri antlaşmayla
alıp, Irak’a döndü.
Şah İsmâil, bizzat
katıldığı seferlerle hâkimiyetini genişletirken, İslâm ülkelerine
gönderdiği dâî denilen halifelerine de Safevî ideolojisini propaganda
ettirip taraftarlarını çoğaltarak, Râfiziliği yaydırıyordu.
Anadolu’daki dâîlerinden Şeytan Kulu da denilen Şah Kulu Baba Tekeli de
Güney Anadolu’da faaliyet gösterip, Safevî propagandası yapıyordu. Şah
Kulu, on beş bin kişilik silâhlı kuvvet toplayıp Sultan İkinci Bayezid
Han (1481-1512) zamânında, 1511’de isyân etti. Konya ve Kütahya
civârında pek çok tahribatta bulundu. Üzerine gönderilen kuvvetleri
bozdu. Sivas yakınındaki Gedik Hanı mevkiinde, Vezir-i âzam Hadım Ali
Paşa tarafından öldürüldü. Taraftarları İran’a sığındı. Şah Kulu’nun
taraftarları, yolda kervan soygununa katılınca, Şah İsmâil bunları
cezâlandırdı.
1512’de, Emir Ahmed
İsfehanî’yi, Mâverâünnehir Seferine gönderdi. Safevî ordusu, Özbeklere
yenildi. Özbekler, Horasan’ı tekrar ele geçirdiler. Şah İsmâil, bizzat
Horasan’a gidip, bölgeyi tekrar Safevî hâkimiyetine aldı. Safevîler,
Osmanlı Devletinin aleyhine Mısır Memlûkları ve Hıristiyan âlemiyle
iyi münâsebette bulundular. Sünnî Özbek Hanı Ubeyd Han, babası
Muhammed Şeybânî Hanı katledip, kafasını şarap kadehi yapan Şah
İsmâil’e karşı Osmanlı Sultanı Selim Handan yardım isteyip, ittifak
teklif etti. Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520), bu talep ve teklifle Râfizi
meselesini halletmek için, Şah İsmâil’e, ağır ithamlar bulunan arka
arkaya üç mektup gönderdiyse de, Şah bunlara hiç cevap vermedi.
Osmanlılar, 1514’te İran
Seferine çıkınca, Sultan Selim Han, İstanbul’dan Doğu Anadolu’ya kadar
gelmesine rağmen, Şah İsmâil meydana çıkmadı. Şah İsmâil’e gönderilen
son mektupta, Sultan Selim Han, Safevî Şahı için ağır ifâdeler
kullanınca, Çaldıran Meydan Muhârebesine çıkmak zorunda kaldı. Bu
nâmede; Osmanlı ordusunun uzun bir yoldan gelip epeyden beri muhârebe
için düşman ordusu aramasına rağmen meydana çıkan olmadığı,
pâdişâhların ellerindeki memleketlerin nikâhlıları olduğu, erkek ve
yiğit olanın onu nâmahreme (yabancıya) çiğnetmeyeceğinden
bahsedilerek; Şah İsmâil’e miğfer yerine yaşmak, zırh yerine çarşaf
giymesi tavsiye edilerek, ayrıca kadın elbiselerinden hırka, şal ve
çarşaf gönderildi. Şah İsmâil bu ağır ifâdeli nâme ve elbiseler
üzerine, devrin en büyük devleti Osmanlılarla muhârebeyi kabul etmek
zorunda kaldı.
23 Ağustos 1514
târihinde meydana gelen Çaldıran Meydan Muhârebesinde, Şah İsmâil ve Safevî ordusu, Osmanlı ordusu ve Sultan Selim
Hana bir gün bile mukâvemet edemedi. Çaldıran’da, Safevî ordusu,
Osmanlı teknik üstünlüğü ve kuvvetli îmânı karşısında eriyip gitti.
Şah İsmâil; tahtını, tacını ve hatununu muharebe meydanında bırakıp,
kaçtı (Bkz. Çaldıran Muhârebesi). Tebriz’e çekildi. Mağlubiyet
üzerine, teselliyi içkide aradı. Kendini bütünüyle içkiye verip, zevk
ve eğlenceye düşkün, sefih bir hayat yaşadı. Özbekler, Horasan’a tekrar
sâhip oldular.
Şah İsmâil, içki ve zevk
âleminde günlerini geçirirken, Safevî devlet adamları harekete geçti.
Bebek yaştaki oğlu Tahmasb Safevî, atabeg îlân edildi ve Emir Sultan
Han da yardımcı tâyin edildi. Şah İsmâil, sefâhat âlemindeyken,
Osmanlıya karşı kini azalmadı. Alman İmparatoru Şarlken’e mektup
gönderip, Osmanlı Devletine karşı yardım ve ittifak talebinde bulundu.
Fakat Şah İsmâil Safevî; tahriki sonucunda Osmanlı Devletine karşı
Hıristiyan âleminin çıkardığı ordunun, 1526’da Mohaç’ta mağlubiyetini
göremedi.
Şah
İsmâil, 23 Mayıs 1524’te Âzerbaycan’ın Serâb şehrinde öldü. Cenâzesi
Erdebil’e getirilip, Şeyh Safi’nin yanına gömüldü. Cesur, intikamcı ve
zevkine düşkün olan Şah İsmâil’in, aynı zamanda Türkçe, Farsça ve
Arapça şiirleri mevcuttu. Hece ve aruz vezninde şiirlerin toplandığı
Dîvân’ından başka, Deknâme’si de vardır.
