Büyük Hun İmparatorluğu
hâkanı. Orta Asya’da yaşayan Hunların, bilinen ilk Yabgusu Tuman’ın
(Teoman) oğludur. Mîlâddan önce üçüncü yüzyılın ortalarında doğdu.
Çocukluğundan itibâren iyi bir komutan ve savaşçı olarak yetiştirildi.
Adı sonradan konuldu. Adı, Çin kaynaklarında yazıldığı gibi olup, Çin
dil bilimcileri (sinologlar), “Motun, Maoton, Modok, Mado, Mode, Mete”
olarak okumuşlardır. Umûmî Türk târihi bilginleri; bu bakımdan adının;
Çinlilerin Türkçe adları kaydetmek usûlünden, “Batur, Bağatur,
Bahadır” olması gerektiği îzâhatını yaparlar.
Mete, Tuman Yabgu’nun
büyük oğlu olduğu için, Hun veliahtı idi. Ancak, Mete’nin üvey annesi,
kendi oğlunu Hun hükümdârı yapmak için Tuman Yabgu’yu kandırdı. O
çağlarda Orta Asya’da güçlü kavimler, karşılıklı olarak birbirlerine,
zayıf kavimler de güçlü kavimlere rehineler gönderirlerdi. Bu bir nevi
saldırmazlık antlaşmasıydı. Tuman da oğlu Mete’yi batı komşusu Yüeçiler’e rehine olarak gönderdi. Sonra misilleme yoluyla oğlunun
Yüeçiler tarafından öldürülmesi düşüncesiyle, âniden bu güçlü
komşularına savaş îlân etti. Fakat, Mete, Yüeçilerin elinden kurtulmayı
ve babasının yanına dönmeyi başardı. Tuman, ona on bin kişilik bir
birlik verdi. Mete, demir disiplin altında eğittiği bu tümene, bir
sürek avı sırasında babasını öldürterek tahta geçti (M.Ö. 209).
Mete, kendisine râkip
olabilecek kişilerden kurtulduktan ve devlet içerisinde âsâyişi
sağladıktan sonra, tahta çıkış törenini icrâ ettirerek “Şanyu”
unvânını
aldı. Hun tahtına genç ve tecrübesiz bir hakanın çıktığını gören Moğol
Tung-hu’lar, bu fırsattan istifâde etmek istediler. Mete’den, önce hızlı
koşan atını ve sonra da hanımlarından birini istediler. Mete, devlet
adamlarının karşı çıkmasına rağmen, bu istekleri yerine getirdi. Tung-hu
hükümdârı, bu defâ da iki devlet arasında boş bulunan toprak parçasının
kendisine verilmesini istedi. Mete, bu talebi de Devlet Meclisinde müşâhede ettirdi. Bâzı üyeler, at ve kadın verilmişken böyle bir
toprak parçasının önemi olmayacağını söyleyerek, vermeye râzı oldular.
Fakat Mete, toprağın devletin esâsı olduğunu, topraksız devlet
olamayacağını söyleyerek, verelim, diyenlerin başlarını vurdurdu.
Kararlı bir şekilde ordusunu alarak doğuya doğru sefere çıktı. Tung-hu’ları
müthiş bir yenilgiye uğrattı. Reislerini öldürdü. Moğol Tung-hu’ların
bir daha kendilerine gelemediği bu zaferden sonra, Hun sınırları
doğuda Moğolistan’ın doğusuna kadar genişledi.
Mete, ikinci seferini, Hunluları iktisâdî yönden güçlendirmek için; Doğu’yu Batı’ya bağlayan
İpek Yolu’nu elde etme gâyesiyle Yüeçiler üzerine yaptı ve onları
yendi. Hâkimiyetini kuvvetlendirmek için Türk kabîlelerini tek bayrak
altında birleştirmeye teşebbüs edip, muvaffak oldu.
M.Ö. 201’de Hun Devletini iyice kuvvetlendirince, üç yüz bin atlı ile Doğu
komşusu Çin’e sefer açtı. Çin İmparatorunu Bağ Teng Dağında kuşattı.
Atları, Türklerin dört renk, dört yön usûlünce cepheye alıp; yağızları
(kara) kuzeye, doruları (al, kırmızı) güneye, bozları batıya, kırları
doğuya yerleştirdi. Çinliler, sayıca Hunlardan çok fazla olduklarından
kesin netice alınamadı. Hâtununun “Çin alınamaz, alınsa bile idâre
edilemez” sözü üzerine, diplomatik münâsebetlerde bulundu. Çin
İmparatoru ile anlaşıp, kuşatmayı kaldırdı. M.Ö. 198 yılındaki
Türk-Çin Antlaşması süresiz olup, Çin Seddi hudut kesilerek, Çin
haraca bağlandı. Mete, düşmanları olan Moğollar ile Çinlileri mağlup
ederek, hudutları emniyet altına aldıktan sonra, Türkleri iktisâdî
yönden güçlendirmek istedi. Türkistan’daki büyük ticâret ve tarım
merkezlerine hâkim oldu. Türkleri, siyâsî yönden birleştirip, bir
bayrak altında topladı. Hun Devletini teşkilâtlandırdı. Türk ordusunu
onlu sisteme göre, onlu, yüzlü, binli, on binli bölümlere ayırarak,
onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, tümenbaşı, rütbelerinde kumandanlar tâyin
etti. Hudutların emniyetini sağlayıp, fetihlerinin yanında devleti de
teşkilâtlandırdıktan sonra; Mîlâttan önce 174 yılında öldü. Yerine,
Çin kaynaklarında adı “Ki-yo” olarak bilinen oğlu, Gökhan geçti.