Osmanlı Devleti'nde mübarek günlerde,
bayramlarda, Osmanlı ordularının zafer dönüşlerinde,
padişahların
çocuklarının doğumlarında ve düğünlerde yapılan şenlik ve gösterilere
verilen isim.
Düğün ve sünnet düğünleri dolayısıyla yapılan şenlik
ve gösterilere “Sûr-i Hümâyûn” adı veriliyordu. Bu şenlikler ve
gösteriler, üç gün üç geceden az, kırk gün kırk geceden de çok
olmazdı. Fakat istisna teşkil edip, kırk gün kırk geceden daha fazla
süren donanmalar da olmuştur. Bu donanmalar esnasında, denizde ve
karada fener alayları, ışıklandırmalar tertip edilir, top, tüfek ve
fişek atışları yapılır, çeşitli oyun ve yarışlar düzenlenirdi. Bu
millî ve köklü Osmanlı geleneği, devrin tarihçileri tarafından
kaydedilmiştir. Ayrıca bu devrin ünlü şair ve edebiyatçıları, manzum
ve mensur olarak bu şenlikleri, eserleriyle dile getirmişlerdir.
Böylece edebiyatımızın parlak sayfalarına yenileri eklenmiş oldu.
Meselâ, düğün şenlikleri adına “Sûrnâme”ler, büyük zaferler adına
“Zafernâme”ler, bayramlar için “Iydiyye”ler, Ramazân-ı şerîflerdeki
şenlikler ve donanmalar için “Ramazânnâme”ler, Miraç geceleri için
“Mi’râciyye”ler, Mevlid geceleri için “Mevlid” kasîdeleri yazıldı. Bu
millî kültür mahsulleri, asırlarca zevk, lezzet ve ruhaniyetleriyle
gönüllerden gönüllere akarak devam edegeldi. Bu donanma ve şenlikler,
İslâm dininin çizdiği meşru sınırları taşmazdı. Donanmaları, başta
padişahlar olmak üzere, sadrazamlar,
vezirler ve diğer devlet erkânı
da teşrif ederek neşe, sevinç ve saadeti halkla paylaşırlardı.
Bu şenliklere, yabancı
devlet adamları, büyükelçiler de davet edilirlerdi. Donanmalar, hem
karada hem de denizde tertip edilirdi. Şehzadelerin, özellikle de ilk
şehzadelerin doğumları münasebetiyle yapılan donanmalar, diğerlerinden
daha uzun süre yapılırdı. Meselâ, Sultan
Üçüncü Ahmed Han, ilk oğlu
Şehzade Mehmed Efendinin doğumunda, beş gün beş gece donanma
yapılmasını ferman eylemişti. İkinci oğlu Şehzade Selim Efendi için
de, üç gün üç gece donanma şenlikleri yapıldı. Padişah ve devlet
erkânından başka, halk da şehzadelerin doğumuna pek sevinir ve
ehemmiyet verirdi. Bazı defalar, doğumlarda, donanma şenlikleri
yapılmayıp, fukaraya sadaka, tekke ve zâviyelere yardım yapılarak
halkın gönlü alınırdı. Bazen de, yangın çıkması endişesiyle,
donanmalara izin verilmezdi.
Donanma şenliklerini
düzenlemekle görevli memura, “Donanma Muhtesibi” denilirdi. Donanmalar
esnasında, İstanbul’un çarşı ve camileri, pazar yerleri, hanlar,
hâneler, limandaki gemiler, özellikle saraylar, baştanbaşa çeşitli
renkte kıymetli kumaşlarla, bayrak ve flamalarla süslenirdi.
Mahyalar ve fener alayları yapılırdı. Gündüzleri, Sultanahmed
Meydanında, İbrahim Paşa Sarayında, Bâb-ı Hümâyûnda, Alay Köşkü
önünde, Dolmabahçe Sarayında, Vaniköyü’nde ve diğer eğlence ve mesire
yerlerinde tertip edilirdi. Geceleri şehir baştanbaşa ışıklarla
donatılır, belirli aralıklarla top, tüfek atışları yapılırdı. Fişekler
fırlatılırdı.
Donanmalar,
padişahların fermanıyla ilan ve tespit edildikten sonra, fermanın
sadrazamın otağına gelmesiyle birlikte başlardı. Kalabalık dolayısıyla
düzenin bozulmaması için “tulumcu” denen özel görevliler tayin
edilirdi. Donanmaların masrafına, başta padişahlar ve diğer devlet
erkânı olmak üzere, halk da kendi çapında katılırdı. Fukaraya sadaka,
hediye dağıtılır, nefis ziyafetler çekilirdi. Böylece halk mesrur ve
mesut edilirdi.
On dokuzuncu asırda
(1843) İstanbul’da bulunan tanınmış Fransız edibi Gerard de Nerval, o
yılın Ramazanının birinci gününde gördüğü sevinç ve şenlikleri
hayranlıkla dile getirmeye çalışmış, İstanbul’un temizlik ve
zarafetine, halkının nezaketine, burada tattığı huzur ve saadete
hayran kalmıştı. Yazdığı hatıralarda bunları gıptayla dile
getirmektedir.
1858 yılında, Sultan Abdülmecid Han, dört şehzadesini birden sünnet ettirmişti. Bu
münasebetle, İstanbul’da Sakızağacı’ndan Ihlamur’a kadar arazi
seçildi. Bugün buraya Topağacı denilmektedir. Nişantaşı’nın
altındadır. Sayısız ve pek süslü çadırlar kuruldu. Rengârenk âvizeler
içinde on binlerce mum, geceleri ortalığı adeta gün gibi
aydınlatıyordu. Zaten bütün İstanbul donatılmıştı. Dört şehzade ile
birlikte, tam 10.000 Müslüman evlâdı da sünnet edildi. Uzak
şehirlerden ana babalarıyla gelenler ve bu şenliklere katılanlar da
çoktu. Tek kelimeyle, şahane bir şenlikti.
Fransızlar, böyle
şenliklere “Fete Imperial” adını verirlerdi. Fakat, onların tasavvur
ve hayallerinin ulaşamayacağı hâlisâne merhamet ve şefkatin semeresi
olan bu donanma şenlikleri, onların şenliklerine hiç benzemez, sünnet
edilecek çocuklar, özellikle fakir ailelerden seçilirdi. Devlet
erkânının çocukları da, yine bu düğünler sırasında sünnet edilirdi.
Böyle düğünler, devletle tebaanın gönülden kaynaşması ve sevişmesinin,
derin bir muhabbet ve şefkatin semeresidir ve Osmanlı toplumunun tam
bir huzur cemiyeti olduğunu göstermektedir.
Bu donanmalar sırasında, Osmanlı toplumunun kuruluşları, bütün sanat
erbabı, yeni hamleler kaydederlerdi. Devlet ve tebaanın, sanat ve
edebiyatın ve tekniğin bütünleştiği böylesine leziz bir kültür
geleneğine, hiçbir millet sahip olmamıştır. Batı dünyasında yapılan
şenlik ve eğlenceler, iğrenç bir sefahat ve ahlâksızlık ve zulüm
örneği olarak, insanlık tarihinin sayfalarını karartmıştır. Bu Osmanlı
şenliklerini bizzat müşahede eden yabancı bilgin, tarihçi ve devlet
adamları bile hayranlık ve takdirlerini belirtmektedirler.
