İrtiş boyu, I. yüzyıldan beri çeşitli Türk-
Kıpçak
boylarının yaşadıkları bir saha idi. Sibir'in doğu kısmında hâkimiyet
süren İnal adlı bir Kırgız hanı, Çingiz'e (Cengiz) tabi olduktan sonra, burası
Moğol İmparatorluğu'nun bir parçası haline geldi, sonraları ise Coçi (Cuci)
Ulusu'na ve dolayısıyla
Altın-Ordu'ya bağlandı.
Altın-Ordu'nun parçalanmasından sonra kurulan (batı) Sibir (Sibirya) Hanlığı'nın
bilinen ilk hükümdarı, Mamık oğlu Taybuga'dır. Çingiz ona, İrtiş,
Tobul, İşim ve Tura ırmakları boyunu verdi; bu hanlığın merkezi,
bugünkü Tümen şehri (veya ona yakın bir yer) olsa gerektir; o zamanki
adı "Çinki-Tura" (veya Çimki) idi. Sonraları buraya sadece "Tura"
denmiştir.
Taybuga'dan sonra, oğlu Hoca Han, sonra da onun oğlu Mar Han, tahta
çıkmıştır. Kazan Hanlığı'na bağlı küçük bir beyliğin başında bulunan Opak'ın kız kardeşi ile evlenen Mar Han, aralarında çıkan mücadelede
ölünce, Mar'ın oğulları Opak'ın sarayına alınmış ve Sibirya Hanlığı,
bunun idaresine geçmiştir. Mar Han'ın torunları Muhammed ile Angış,
kaçarak dedelerinin memleketini ellerine geçirmişlerdir. Muhammed Han,
eski merkezi bırakarak, daha emin bir yer olan, İrtiş nehri üzerindeki
(bugünkü Tobolski'nin 17 km. yukarısında) "İsker" (İskir veya Kışlak)
şehrini başkent yapmıştır. Bu ailelerin sonuncusu olan Yadigâr'ın
saltanatı, Kazan Hanlığı'nın Ruslar tarafından istilâsı zamanına
rastlar.
Batı'daki en kuvvetli kale olan Kazan'ın düşmesinin (1552),
Sibirya'ya büyük tesiri olmuştur. Bu durum karşısında Yadigâr Han, bir
taraftan, yaklaşan Rus tehlikesini hafifletmek, diğer taraftan,
güneydeki Türk Kazak-Kırgız bozkırlarından gelen hücumlara karşı
koyabilmek maksadıyla, 1555'te, Moskova'ya elçiler göndererek Rus Çarı İvan'ı başarısından dolayı tebrik etmiş ve kendisinin de onun
tabiiyetine girmek istediğini bildirmiştir. Bunun üzerine Moskova
elçisi İsker'e gelmiş ve 1556'da Moskova'ya dönüşünde, Yadigâr'ın bir
elçisi ona refakat etmiş ve 1557'de karşılıklı elçiler gidip
gelmiştir. Bu sıralarda Yadigar, Sibir'de hakimiyet sürebilmek için,
bazı bozkır hanlarıyla mücadeleye tutuşmuştu. Yadigâr'ın en büyük
rakibi, Çingiz sülâlesinden Şiban neslinden olduğu rivayet edilen Küçüm
Han idi.
1556'dan az sonra, Küçüm ile Yadigâr arasında mücadele başladı ve
1563'te, İrtiş nehri üzerindeki "İsker" şehri ve Batı Sibir
Hanlığı'nın idaresi, Küçüm'ün eline geçti.
Küçüm Han, İrtiş boyundaki Türk (Tatar) kavimleri, Şaman dininde
olup eski âdetlerine bağlı idiler. Küçüm Han, Buhara Hanı Abdullah
Han'a müracaat ederek, İsker şehrine, İslâmiyeti öğretecek hocalar
gönderilmesini rica etti; bunun üzerine Buhara tarafından bazı din
âlimleri ve şeyhler geldi ve İslâmiyet'in yayılmasına yardım ettiler.
Türk uruglarının bir kısmı, hele İrtiş ve Obi nehirleri ile Altay
dağlarına yakın sahadakiler, yine de Şamanlıkta kalmışlardır. Küçüm
Han'ın gayreti sayesinde İsker şehri ve civarı ahalisi, oldukça yüksek
bir medeniyet seviyesine çıkabildiler. Fakat, hanın bu hayırlı
faaliyeti, Rus hücumu ile sekteye uğradı ve han, medeniyeti yaymak
yerine, memleketini Ruslara kaptırmamak için savaşmak zorunda kaldı.
Novgorod'dan gelen Rusların kıymetli kürkler arayarak, 1032'de
Urallara kadar vardıkları, fakat "Yugralar"ın hücumuna maruz kalarak
çekildikleri biliniyor. Bundan sonra uzun zaman Novgorodluların "Yugra"ya
karşı hareketlerinden bahsedilmiyor.
Fakat tabii, bu yıllar içinde Ruslar, bu bölgedeki hedeflerinden
tamamen vazgeçmiş değillerdi. Nitekim,
Toktamış Han'ın 1391'de Betkuk
adlı bir Tatar başbuğunu gönderip Vyatka şehrindeki Ruslara hücum
ettirmesi, Toktamış Han'ın, Kama boyunu Rus tehlikesinden korumak
istediğini göstermektedir. Fakat, Altın-Ordu'nun yıkılması üzerine, Rusların Urallara doğru yayılmalarını durduracak bir kuvvet kalmadı;
Kazan Hanlığı ise bunu yapacak durumda değildi. Novgorodluları Ural
bölgesine çeken unsur, kıymetli kürklerdi.
Novgorod'un nüfuzu azalınca, onun "kolonileri" de Moskova'nın eline
geçti. Bundan sonra Moskova hükümeti, Yuğra arazisine asker göndermeğe
başladı. 1465'de Moskova kuvvetleri, Yuğra'ya sevk edildiler. Nitekim
Ruslar, 1483'de Uralları aşarak Vogul arazisine girdiler. Knez
Kurbskiy'nin kumandasında yapılan bu hareket, Rusların, Uralların
ötesine yaptıkları ilk büyük seferdi.
Ruslar, Vogulları, Pilim ırmağı civarında yenerek, oradan Tavda
ırmağı boyunca İrtiş'e indiler ve Obi nehrine vardılar. 1499'da,
yeniden bir sefer açıldı, fakat mesafenin uzaklığı ve sahanın ormanlık
ve soğuk olması yüzünden, burada daimî bir Rus hâkimiyeti kurulamadı. Yuğra'da ve Sibir'de Rus hâkimiyetinin yerleşmesinde, Stroganovlar adlı
bir tüccar-kolonizatör ailenin faaliyeti, çok mühim rol oynamıştır.
Stroganovlar ailesinin kökeni, katiyetle tespit edilemiyorsa da,
atalarından birinin Altın-Ordu mirzalarından Rus hizmetine giren ve
Ortodoksluğa geçen bir Tatar olması, kuvvetle muhtemeldir. Bu kişinin
çocuğu ve torunları, Novgorod şehrinde yerleşmişlerdir. Az sonra, bu
aile, büyük bir servet sahibi olmuş, Novgorod'un kuzey Rusya'daki kolonilerinde
büyük bir ticaret faaliyeti göstermeğe başlamıştır.
1445'de Moskova knezi Vasiliy Vasilyeviç, Kazan Hanı Uluğ Muhammed
tarafından esir edildiğinde, hana ödenecek kurtuluş parasının, Stroganovlar tarafından verilmiş olması, Stroganovların bu sıralarda
çok zengin olduklarını gösterdiği gibi, bu ailenin Moskova knez ailesi
ile sıkı münasebetini açığa vurmaktadır. Zaman içinde bu ailenin
nüfuzu giderek artmış ve sonuçta Stroganovlar ailesinden iki birader,
Kama nehrinin baş kısmı ve Çusovaya nehri boyunu, Ural dağlarına kadar
elde etmiştir; inşa ettirdikleri müstahkem noktalar, Rus hâkimiyeti
için birer dayanak yeri oldu.
1573'te Sibir hanı Küçüm'ün biraderi Muhammed Kul'un, Kama boyuna
kadar bir akın yapması üzerine, Stroganovlar daha esaslı müdafaa
tertibatı almaya başladılar. Moskova'ya yaptıkları müracaat
neticesinde, Çar onlara, Tahçı ve Tagıl ırmakları boyunda, müstahkem
şehirler inşâ etmelerini ve yerli Vogul, Ostyk, Samoyed ve Yugralar'dan başka
ücretli hizmette kullandığı Kazaklardan kıtalar kurarak, Sibir
Hanlığı'na karşı harbe başlamalarını bildirdi. Sibir'in Rus
hâkimiyetine girmesinde, işte bu aile ön ayak olmuş, Sibir'e karşı,
büyük ölçüde ilk seferi bunlar tertip etmişlerdir.
XV. yüzyıldan itibaren, Rusya'nın güneyinde "Kazak" adiyle bir
zümre türemişti. Bunlar, Rus boylarının ve knezlerinin zulmünden kaçan
aşağı tabaka, bilhassa soylu zümrelerinden teşekkül etmekte idi.
Bilhassa Don nehri ve Özü ırmağı boylarındaki muhtelif semtleri yurt
edinen bu kaçaklar, "kanun ve hâkimiyet tanımayan" kimseler manasına
gelen ve aslen Türkçe bir söz olan "Kazak" adını almışlardı. Rus
Kazaklarından önce, güney Rusya'da "Kazak" adiyle Türk zümrelerinin
bulunduğu anlaşılıyor; Rus "Kazakları", işte bu Türk "Kazak"larının
yaşayış tarzlarını ve teşkilâtlarını taklit etmişler, ona bazı Rus
hususiyetlerini katmışlardı.
Geçim vasıtaları, Don ve Dnyeper boyunca yaptıkları balıkçılık, mahdut
miktarda ziraat olmakla beraber, en mühim faaliyetleri, çapulculuktu.
Lehistan-Litvanya arazisinden başka, Don ve Dnyeper boyunca inerek
Karadeniz'e kadar çıktıkları ve hattâ Anadolu sahillerinde çapulculuk
yaptıkları olurdu.
Moskova'dan Azak ve Kefe şehirlerine gidip gelen Rus tüccarları da,
bu Kazakların hücumuna maruz kalırdı. Kazaklar, kendi aralarından
seçtikleri başbuğlarının (atamanlarının) idaresinde, birkaç bin kişilik
kitle halinde harekete geçerler, komşu yerleşik memleketlerde
soygunculuk ederlerdi. Don boyundaki Kazakların birçoğu yakalandı ve
öldürüldü; bir kısmı da İdil yakınına kaçtılar ve buradan yukarıya
çıkarak Kama boyuna geldiler. Bu zümrenin şefi, sonraları "Sibir
fatihi" adını alacak, Yermak Timofeyeviç idi. Hakikî adının ne olduğu
tespit edilemiyor, ancak Türkçe bir kökten geldiği tahmin edilen "Yermak"
adının sonradan uydurulduğu anlaşılıyor.
İşte bu Kazak "atamanı", 1577 yılının sonbaharında, maiyetindeki
birkaç bin kişiyle, Stroganovların hâkim oldukları sahaya geldi.
Stroganovların, Çar İvan'dan aldıkları berata göre "hırsız ve kaçak
olan kimseleri" kabul etmeleri yasak olduğu halde, Yermak'ı yanlarında
alıkoydular. Yermak ve arkadaşlarının esas gayeleri, yağma ve
soygunculuk yapmaktı; Kazaklar, Uralların arkasında kolayca yağma
yapmak imkânını öğrenince, Sibir arazisine gitmeğe hazırlandılar.
Stroganovlar tarafından inşâ edilen müstahkem mevkilerden hareketle,
1578, 1579 ve 1580 yıllarında Uralları aşarak, Sibir'e ulaşan
nehirleri takiben Batı Sibir sahasına çıktılar ve buraları yağma
etmeğe başladılar.
Kazakların, önce 5.000 kişilik bir kitle teşkil ettikleri
anlaşılıyor; bunlardan mühim bir kısmı ateşli silâh, yani tüfekle
donatılmışlardı. Fakat yıl geçtikçe, Yermak'ın yanındaki Kazakların
adedi azaldı.
Yermak, 1580 yılının Ağustosunda Tura ırmağı üzerindeki Çimki (veya
Tümen) şehrini zaptetti. Yermak, bu defa kışı geçirmek için Ural
sahasına dönmedi, Tura boyunda kaldı. Bu saha, Küçüm Han'a tâbi idi. Küçüm Han, Yermak'a karşı savaşmağa karar verdi ve kuvvetlerini
toplamağa başladı.
Yermak ve Kazakları, Küçüm Han'ın arazisini ele geçirmek
maksadıyla, 1581 yılının yazında katî harekete geçtiler. Küçüm Han,
Tavda ırmağı civarındaki "Baba Hasar" adlı bir köy yakınında
Kazakları durdurmak için, büyük bir kuvvet gönderdi. Çarpışmalar beş
gün sürdü. Kazakların adedi 2.000 kişi bile olmadığı halde, ateşli
silâhları sayesinde üstün geldiler. 21-26 Temmuz günlerinde cereyan
eden bu "Baba Hasan" muharebeleri, Sibir'in mukadderatını tayin
etmiştir. Yermak, Eylül ortalarında seferine devamla, Tobul nehrinden
İrtiş ırmağına geçmeye muvaffak oldu. Bu sırada Kazakların, ancak 545
neferi kalmıştı. Küçüm Han, İrtiş'in doğu tarafında, Tobul'un
mansabından 2-3 km. mesafedeki "Çuvaş" adlı küçük bir şehri Yermak'a
kaptırmamak için, mühimce bir kuvvet ile hücuma geçti ise de, muvaffak
olamadı. Küçüm Han'ın, hattâ iki topu bile vardı; fakat topçuları
bunları kullanmasını bilmediklerinden, bunlardan fayda temin
edilemedi.
Sibir hanının yenilmesi üzerine, hana tabi olan ve birlikte
Kazaklara karşı savaşan Ostyaklar ve Vogullar, Küçüm Han'dan
ayrıldılar. Kendi yurtlarına gittiler. Bu durum neticesinde, Küçüm
Han'ın kuvveti büsbütün azaldı ve maneviyatı kırılmağa başladı.
Vaziyetin çok hassas bir safhaya girdiğini gören Küçüm, 1581 yılının
25/26 Ekim gecesi, payitahtı olan İsker şehrinden gizlice kaçtı.
Ertesi gün burası, Kazaklar tarafından işgal edildi. İsker veya Kışlak
şehri, İrtiş nehrinin yüksek bir yamacı üstünde yapılmış, müdafaası
gayet kolay bir mevki idi; fakat, Küçüm Han'ın askerleri, Kazakların
tüfekleri karşısında korkuya kapıldıklarından, payitahtı müdafaa
edemediler. Yermak'ın İsker şehrini ele geçirmesi ve burada yerleşmesi
üzerine, etraftaki Ostyak ve Tatar ahali, kendisine vergi ödemeği kabul
ettiler. Serseri Kazak güruhunun atamanı, bu suretle, adeta bir
hükümdar derecesine yükselmiş bulunuyordu.
1581 yılındaki hareketler ve savaşlar sonunda, Yermak'ın yanında
gayet az asker kalmıştı. Bu kadarcık adamla, tüfeklere rağmen,
Rusya'dan çok uzak bir yerde, arkadan yardımın gelmesi için yolları
çok uzun ve çetin olan bir memlekette, uzun zaman tutunamayacağını
biliyordu.
Bundan ötürü, Moskova Çarı'na elçi gönderip, ele geçirdiği bu geniş
ülkenin idaresini, Rus Çarı'na vermek teklifinde bulundu ve bunun
mukabilinde evvelce işlediği suçlarının affını diledi. Bu maksatla,
Kazak başbuğlarından Kotso'yu, yanına 50 kişi katarak, 1581 sonunda
Moskova'ya gitmek üzere yola çıkardı. Yermak, Sibir ülkesinin idaresi
için valinin tayinini ve askerî yardım gönderilmesini de rica
edecekti.
Moskova'da, Yermak'ın Sibir'deki muvaffakiyetlerinden kimsenin haberi
yoktu. İvan, Yermak'ın ubudiyet-nâmesini alıp, Kazakların Sibir'deki
muvaffakiyetlerini öğrenince ve gönderdiği birçok kıymetli hediyeyi
görünce, suçlarının
affedildiğini bildirdi. Sibir'in zaptı münasebetiyle, Moskova
kiliselerinin bütün çanları çalındı, Rusya'ya "yeni bir padişahlığın"
katılmış olduğu ilân edilerek, büyük şenlikler yapıldı. Yermak'a ve
Kazaklarına kıymetli hediyeler götürmek üzere, Koltso, Sibir'e
gönderildi.
Yermak, İsker şehri ve çevresini eline geçirmekle beraber, etraftaki
bir çok Tatar uruğu, fırsat düştükçe Kazaklarla çarpışmaktan geri
kalmıyordu. Bilhassa, Küçüm Han'ın biraderi Muhammed Kul, Kazaklara
karşı çetin mücadeleye girişmişti.
Kahramanlığı ile tanınan Muhammed Kul, Yermak için büyük bir
tehlike teşkil ediyor, Kazakların, İsker'deki hâkimiyetlerini gün
geçtikçe şüpheli bir duruma sokuyordu. Sibir'de tutunabilmek için, her
şeyden önce bu Tatar başbuğunu ortadan kaldırmak şarttı.
Muhammed Kul, maiyetindeki kuvvetleriyle âni baskınlar yapıyor ve
çabucak çekilip gidiyordu; bu yüzden yakalanması müşküldü. Kazaklar, Sibir'e gelmelerinden önce de Tatar beyleri arasında birlik olmadığı
biliniyordu. Kazakların galebesi üzerine Küçüm Han'ın ve
taraftarlarının düşmanları büsbütün arttı; ihanetler baş gösterdi.
Mirzalardan Sinbahtı adlı bir hain, Yermak'a bir adam göndererek,
Muhammed Kul'un nerede bulunduğunu bildirdi. Kazak atamanı oraya hemen
askerlerini gönderdi, ve âni bir baskınla Muhammed Kul'u yakalattı.
Muhammed Kul'un esir edilişi, Küçüm Han için ağır bir darbe oldu.
Bu vakadan sonra birçok Tatar büyüğü, Han'ı terk ettiler. Sibir
yurdunda durum büsbütün karıştı. O sırada Sibir'in eski hanı
Yadigâr'ın biraderi Bekbulat oğlu Seyyid Ak, hanlık iddiası ile ortaya
çıktı. Küçüm Han'ın bir "karaca"sı (en büyük mirzalarından biri) Tura
ırmağı boyuna göç etti ve Han'dan ayrıldı.
Bu suretle, Sibir Tatarları, tarihlerinin en müşkül anında,
müşterek düşmana karşı el birliğiyle savaşacakları yerde, ancak kendi
şahsî menfaatleri peşinde koşuyorlar, buna ulaşmak için ihanetten,
entrikalardan ve kardeş harbinden geri durmuyorlardı. Onlar, bu
hareketleriyle, Sibir'e gelen bir avuç Rus Kazağı'nın işini, büsbütün
kolaylaştırıyorlardı.
Yermak'ın elçileri, Moskova'ya gidip geldikleri sırada (1581
Aralık-1582 Mart), Yermak, kendisi İrtiş ve Obi nehirleri boyunda bazı
seferler yaptı. Ostyaklar ve Vogullar, itaat altına alındı.
Nihayet 1552 Mart'ında, Koltso ve arkadaşları, Moskova'dan döndüler.
Çar'ın cevabı, Yermak'ın durumunu tamamıyla kuvvetlendirdi. Moskova
hükümeti tarafından tayin edilen umumî vali (namestnik) Bolhovskiy ve
muavini Gluhov ile birlikte, 1583 yılı Kasım ayında, 500 kadar Rus
askeri, İsker şehrine geldiler. Bununla, Sibir'de Rus hâkimiyeti
kurulmuş oldu. Mamafih, mücadele bitmiş değildi; İsker'e yakın yerlerde
bile Rus nüfuzu teessüs etmemişti. Yukarda adı geçen "karaca" mirza,
İsker'e bile hücumlarda bulunuyordu. 1584 Martında vuku bulan böyle bir
hücum, Kazaklar tarafından püskürtüldü.
İsker şehrindeki Kazakları ve Rus askerlerini beslemek için
yiyecek kalmadığından ve bunları etraftaki ahaliden almak da mümkün
olmadığından, Ruslar arasında müthiş bir kıtlık ve hastalık baş
gösterdi; hattâ, ölenlerin lâşeleri (leşleri) yendiği bilinmektedir. Bu yüzden, İsker şehrindeki Rus ve Kazaklardan birçoğu ve ilk Rus valisi
Bolhovskiy de hastalanarak öldü. İdare işleri, bu yüzden, yardımcısı
Gluhov'un eline geçti.
Yermak, hem iaşe durumunu düzeltmek, hem de henüz itaat altına
alınmayan bazı Tatar uruglarına boyun eğdirmek maksadı ile, İrtiş
nehrinin yukarısına doğru bir sefer açtı. Tatarlar, İrtiş ırmağı
mansabında şiddetli bir mukavemette bulundularsa da, Kazaklar önünde
kaçmak zorunda kaldılar. Buralardaki uruglar, Küçüm Han'a tabi idiler.
Yermak, İrtiş nehrinin batı tarafındaki "Kullar" adındaki bir
kaleyi almak teşebbüsünde bulundu ise de, muvaffak olamadı ve İrtiş
nehrini takiben yukarı çıkmağa başladı. Bir müddet sonra, fikrini
değiştirdi ve geri dönmek kararını verdi. Kazak kayıkları, İrtiş
boyunca aşağıya inmekte iken, "Buhara'dan bir tüccar kervanının
gelmekte olduğu" haberi alındı.
Yermak, bu kervanı yağmaya karar verdi; bu maksatla, İrtiş'e akan
Vagay nehri boyunca hızla ilerlemeğe başladı; fakat kervana bir türlü
tesadüf edilmedi. Kazaklar, çok yorgun olduklarından "Atbaş" adlı bir
yere gelince, geceyi burada geçirmeğe karar verdiler ve oradaki küçük
adaya çıktılar.
Yermak ve Kazakları, oralara yakın bir yerde bulunan Küçüm Han
tarafından dikkatle takip ediliyorlardı; gece olup, Kazaklar derin bir
uykuya dalınca, Küçüm Han'ın askerleri Kazaklar üzerine anî bir baskın
yaptılar ve bir Kazak müstesna, hepsini kılıçtan geçirdiler. Yermak da öldürülenler arasında idi. Bu olay 5/6 Ağustos 1584 tarihinde
cereyan etti. Yermak'ın Küçüm Han tarafından öldürüldüğüne bir türlü
inanmak istemeyen Rus tarihçileri, onun "kayığa binmek için İrtiş
nehrine atladığını, fakat Çar tarafından hediye edilen kürkü giymiş
olduğundan, baskın esnasında Tatarlar tarafından öldürüldüğü, daha
ciddî tetkiklere göre, muhakkak sayılmaktadır.
Yermak'ın öldürülmesi, İsker'deki Kazaklar'ın ve Ruslar'ın durumunu
tamamıyla fenalaştırdı. Bu sıralarda, zaten, İsker'deki Rus valisi
Gluhov'un yanında ancak 150 asker kalmıştı. Bu kadarcık bir kuvvetle
Sibir'de tutunmak imkânsızdı. Bu vaziyet karşısında Ruslar, Sibir'den
kaçmağa mecburdular.
Nitekim, Gluhov Kazakları ve Rus askerlerini alarak, 15 Ağustos
1584 tarihinde, İsker'den çıktı ve Rusya'ya dönmek üzere hareket etti.
İsker şehri ise az sonra Bekbulat oğlu Seyyid Ak tarafından işgal
edildi.
Tam bu sıralarda, Moskova'dan Sibir'e gitmek için, vaktiyle
Hıristiyanlığa geçmiş olan Tatar mirzalarından Mansurov adlı birinin
kumandasında, 100 Rus askeri ve birkaç top yola çıkarılmıştı. Mansurov,
Obi nehrine ulaşınca, Ostyaklar'ca tapılan ve büyük bir mukaddesattan
sayılan "putları" top ateşine tuttu ve yıktı. Bunun üzerine Ostyaklar
büsbütün korkuya kapıldılar ve Rus hâkimiyetini tanıdılar. Bu defa
Sibir ülkesi, kuzey tarafından Ruslar'ın eline geçmeye başladı.
Gluhov, Moskova'ya dönüp Sibir'deki durum hakkında izahat verince, Mansurov'un 100 kişilik bir kuvvetle fazla bir şey yapamayacağı
anlaşılmıştı. Bu defa Sibir'e 300 kişilik bir kuvvet ve toplar
gönderilmesi kararlaştırıldı. Bunlar 1586 kış başında yola
çıkarıldılar.
Sibir'in kati olarak ele geçirilmesi ve Rus hâkimiyetinin teessüsü
için, yeni bir plân tatbik edilecekti. Evvelâ mühim istinat noktaları,
tahkimli mevkiler yapılacaktı. Rus kıtaları, mukavemet görmeden, Tura
nehrine kadar geldiler.
İlk iş olarak, eski Tatar başkenti olan Çingidin şehrine yakın bir
yerde, Tura nehri kıyısında "Tümen" adıyla bir şehir ve bir kale
kuruldu. Burası, Ruslar'ın Sibir'de yaptıkları ilk şehirdir.
Ertesi sene, buraya, Moskova'dan 500 kişilik bir kuvvet geldi.
1587'de, İrtiş nehrinin sağ kıyısında, Sibir Hanlığı başkentinden
16-18 km. mesafede, İrtiş ile Tobul ırmaklarının birleştiği bir yerde, Tobolsk şehri kuruldu. Burada iki kilise ve kışlalar inşâ edildi.
Küçüm Han, bütün muvaffakiyetsizliklere bakmaksızın, Ruslar'a karşı
savaşa devam etti. Onun, bir aralık (1590'da) hattâ Tobolsk şehrine
kadar ilerlediği biliniyor. Moskova'dan Sibir'e, sürekli yeni kıtalar
gönderildiğinden, Ruslar gün geçtikçe kuvvetleniyorlardı; yeni
şehirler ve kaleler inşa ediyorlardı. Moskoflu Rus askerlerinden başka
Tobolsk şehrine, esir alınan Polonyalı ve Litvanyalıların ve Dinyeper
boyundan Kazakların da getirildiği biliniyor. Bu faaliyete uygun
olarak, İrtiş nehrinin batı kıyısında, Tura nehrine yakın ve "Tara"
adını taşıyan üçüncü bir şehir daha kuruldu. Tara şehrinin kumandanına, Küçüm Han'a karşı harekete geçmesi emri verildi.
Küçüm Han'a tabi Tatar urugları, 1584-1595 yıllarında birkaç defa
Rusların baskınına uğradılar; fakat Küçüm Han ele geçirilemedi.
Nihayet 1598 yılının Ağustosunda, Küçüm Han, Obi nehrine yakın "Urmin"
mevkiinde Rusların hücumuna uğradı. Çarpışma esnasında Küçüm Han'ın
yakınları, Rusların eline düştü; Küçüm Han'ın kendisi ise, yine
kurtuldu. Ruslar, Küçüm Han'ın esir edilen aile efradını, Moskova'ya
gönderdiler. 1598 Ağustosundan sonra, bu kahraman Türk hanı hakkında,
kaynaklarda malûmat verilmiyor.
Zaten bu müthiş darbe ile, Küçüm Han'ın siyasî ve askerî faaliyeti
sona erdirilmişti. Küçüm Han, aile efradını, hanlığını ve
varını-yoğunu Ruslara kaptırmıştı. Bundan sonra, onun, Sibir'in güney
sahasına çekildiği anlaşılıyor. Fakat, Ruslara karşı mücadele edecek
kuvveti kalmamıştı. Onun, Çar Feodor İvanoviç ile münasebete giriştiği
biliniyor. İrtiş boyundaki bir mıntıkanın, kendisine bırakılmasını rica
etmişti. Moskova Hükümeti ise, Küçüm Han'ın Moskova'ya gelerek Çar'ın
hizmetine girip, "rahat etmesini" teklif ediyordu. Fakat ihtiyar
han,
böyle bir zillete katlanmak istemedi, Moskova'da "rahat etmektense",
kendi ilinde kalmayı tercih etti.
Ebülgazi Bahadır Han'ın verdiği malûmata göre; Küçüm Han, Buhara'ya
gitmiş, Mangıtlar arasında kalmış, gözleri kör olmuş ve 1003 hicrî
tarihinde (1595 ?) ölmüştür; fakat bu tarihin yanlış olduğu tahmin
ediliyor. Çünkü 1598'de, Küçüm Han'ın Ruslarla savaştığı, Rus
kaynaklarınca tespit edilmiştir. Bundan sonra Ruslar, Baykal gölüne
kadar ilerlediler; Baykal gölünü de aşarak Amur nehri vasıtasıyla,
Japon denizine kadar varmak imkânını elde ettiler. Ancak Çin hududuna
ulaştıktan sonra, toplarla donanmış Çinlileri gördüler ve
durakladılar. Kuvvetin ancak kuvvetle durdurulabileceği hakikatini, bu
münasebetle bir daha görmüş oluyoruz.
Bu suretle, Kazan Hanlığı'nın çöküşünden otuz yıl bile geçmeden,
Rusya'nın doğu sınırları, bir hamlede 1.000 km'den fazla genişledi ve
birkaç milyon kilometre kare arazi, Moskova hâkimiyeti altına alındı;
dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Sibir ülkesi, Rus
hâkimiyetine geçmiş oldu.

>>>>
Türk Tarihi ana sayfası >>>>
Diğer imparatorluklar >>>>
Diğer
Savaşlar >>>>
Beylikler
Sayfa konusu: Tarih ansiklopedisi, tarih kitabları özenle araştırılmış ve bir sanal tarih ansiklopedisi meydana getirilmiştir.