Selçukluların
Türklüğe, İslam
dünyasına ve
insanlığa
yaptıkları
hizmetlerle kısa
sürede
yükselmeleri,
düşmanlarını
hızlı bir
faaliyet içine
soktu.
Bizanslılarla ve
sapık fırkalarla
mücadele eden
âlim ve
kumandanlar
suikastla
öldürülüyordu.
1092 senesinde,
önce
Selçukluların
ünlü veziri
Nizamülmülk,
Hasan Sabbah'ın
fedailerinden
bir batınî
tarafından;
arkasından
Sultan Melikşah,
Bağdat'ta
zehirlenerek
şehit edildiler.
Melikşah'ın
ölümüyle
başlayan
saltanat
mücadelesinde
Şam meliki Tutuş,
derhal
sultanlığını
ilan etti. Bu
arada
Melikşah'ın
hanımı Terken
Hatun da, küçük
oğlu Mahmud'u
sultan ve torunu
Cafer'i
halifenin
veliahdı yapmak
için bütün
gücüyle uğraştı
ve 1092'de
Mahmud'un
saltanatını ilan
ederek, namına
hutbe okutmaya
muvaffak oldu.
Yine bu arada
taraftarlarıyla
Rey'e çekilen
Berkyaruk da
sultanlığını
ilan etti ve
Terken Hatun'un
üzerine
gönderdiği
orduyu
Burucerd'de
bozguna uğrattı.
Terken Hatunun,
Gence meliki
İsmail'i yanına
çekmesi de bir
yarar sağlamadı.
Terken
Hatunun bir
suikast
neticesinde
öldürülmesiyle,
saltanat
mücadelesi,
Tutuş'la
Berkyaruk
arasında kaldı.
Tutuş, Rey
üzerine
yürüdüyse de,
1093 yılında
vuku bulan uzun
mücadeleler
sırasında birçok
emîr, Berkyaruk
tarafına geçti.
Bu sayede
Berkyaruk,
karşısında
orduyu bozguna
uğrattı. Ayrıca
Tutuş'un
ölümüyle bütün
rakiplerini
bertaraf ederek,
Bağdat'ta adına
hutbe okuttu.
Sultan
Berkyaruk
zamanında
Selçuklu
Devleti: a)
Irak ve Horasan,
b)
Suriye, c)
Kirman, d)
Türkiye
Selçukluları
olmak üzere
dörde bölündü.
Ayrıca Doğu
Anadolu'nun
çeşitli
yerlerinde
Türkmen
beylikleri
ve
Atabeglikler
ortaya çıktı.
Berkyaruk,
parçalanan
Selçuklu
İmparatorluğunu
toplamaya
başladığı bir
sırada,
Haçlı orduları
da Suriye'ye
geldi.
Berkyaruk,
Haçlılara ve
onların Antakya
Kuşatmasına
karşı Kürboğa'yı
ve
Artuklu
beylerini sefere
gönderdi.
Anadolu'dan
geçen Haçlılar,
Suriye'ye
vardıkları zaman
sayıları oldukça
azalmıştı.
Ancak,
Şiî-Fatımîlerin,
Sünnî
Müslümanlara
karşı Haçlılarla
ittifak
yapmaları,
ayrıca Suriye
emîrleri
arasındaki
güvensizlik ve
rekabetler,
Tutuş'un oğlu
Dukak ile
birlikte Suriye
kuvvetlerinin
haber vermeden
çekilmesi,
Frenklerin
taarruza
geçerek,
Türkleri bozguna
uğratmalarına
sebep oldu.
Neticede
ilerlemeye devam
eden Haçlılar,
Antakya'yı
işgalden bir yıl
sonra Kudüs'ü
ele geçirip,
şehirde yaşayan
yetmiş bin
Müslüman ve
Yahudiyi,
hunharca
katlettiler.
Bu arada
Gence Meliki ve
kardeşi
Muhammed Tapar,
Berkyaruk'a
saltanat
iddiasıyla isyan
etti. Berkyaruk,
1100 senesinde
Sefîdrud'da
mağlup olmasına
rağmen, Muhammed
Tapar'ı arka
arkaya dört kez
bozguna uğrattı.
Ahlat'a sığınan
Muhammed Tapar,
buranın
hükümdarı
Sülemen'i ve Ani
emîri Menuçehr'i
hizmetine alarak
yeniden savaşa
hazırlandıysa
da, Sultan
Berkyaruk çok
kan aktığını,
memleketin
harap, emîr ve
askerlerin
yorgun
düştüğünü,
hazinenin boş
kaldığını,
vergilerin
tahsil edilemez
hale geldiğini
ve nihayet İslam
düşmanlarına
fırsat
verildiğini
beyan ederek,
gönderdiği bir
elçiyle
kardeşini barışa
ikna etti.
Böylece 1104'te
Azerbaycan'da
Sefîdrud hudut
olmak üzere,
Kafkasya'dan
Suriye'ye kadar
bütün
vilayetlerde,
Muhammed Tapar,
sultan tanındı.
Bağdat, Rey,
Cibal,
Taberistan,
Fars, Huzistan,
Azerbaycan,
Mekke ve
Medine'nin
idaresi de
Berkyaruk'ta
kaldı.
Büyük
Selçuklu
Devleti, iki
devlete ayrılmak
suretiyle,
Türkiye ile
birlikte üç
Selçuklu sultanı
ortaya çıktı.
Ancak bu durum
çok uzun
sürmedi. Çünkü
Berkyaruk,
hastalıklı
olduğu için 1104
yılında,
yirmialtı
yaşındayken
vefat etti.
Sultan
Berkyaruk,
ülkesini düşünen
ve milletinin
refahı için
çalışan bir
kimseydi. Ancak,
kardeş
kavgalarının,
memleketin
birlik ve
beraberliğe en
muhtaç olduğu
bir döneme
rastlaması
Berkyaruk'u çok
üzdü. Buna
rağmen fırsat
buldukça Haçlı
kuvvetleri
üzerine asker
sevk etmekten ve
darbeler
vurmaktan geri
kalmadı.
Berkyaruk'un
vefatından sonra
Muhammed Tapar,
Bağdat üzerine
yürüyerek, fazla
zorluk çekmeden
1105'te tek
başına sultan
oldu. Önce
amcasının oğlu
Mengübars'ın
isyanını
bastırdı. Daha
sonra ülkede
uzun zamandır
karışıklık
çıkaran,
anarşiyi tahrik
eden Batınîlere
karşı mücadele
etti. 1107'de,
Batınîlerin
merkezi olan
Alamut Kalesi
kuşatıldı ve çok
sayıda Batınî
öldürüldü.
Selçuklular
arasındaki
karışıklıklardan
faydalanan
Haçlılar,
Birinci Haçlı
Seferi
sonunda
Suriye'de Haçlı
devletleri
kurmaya
başladılar.
Sultan Muhammed
Tapar, bunların
üzerine ordular
gönderdiyse de,
kumandanlar
arasında tam
anlaşma
sağlanamadığından
kesin sonuca
gidilemedi.
Sefer kumandanı
Emîr Mevdud, Şam
Ümeyye Camii'nde
bir Batınî
tarafından
öldürüldü.
Sultan,
Haçlılara karşı
Aksungur'u
kumandanlığa
getirdi. Bu
arada kardeşi
Sencer'i Suriye
ve Horasan'daki
Batınîlerle
mücadele etmekle
görevlendirdi.
Alamut üzerine
de bir ordu
gönderdi. Sultan
Muhammed
Tapar'ın 1118'de
vefatı
sebebiyle, bu
fesat ocağı
ortadan
kaldırılamadı.
Sultan Muhammed
Tapar,
İsfehan'da
yaptırdığı
medresenin
bahçesine
defnedildi.
İleri gelen
devlet adamları,
Muhammed
Tapar'ın henüz
küçük yaştaki
oğlu Mahmud'u
tahta
geçirdilerse de,
Melikşah'ın oğlu
ve Horasan
meliki olan
Sencer,
yeğeni Mahmud'un
sultanlığını
kabul etmeyerek,
saltanat
iddiasında
bulundu. 14
Ağustos 1119
tarihinde
yapılan Save
Savaşını
kazanarak
sultanlığını
ilan eden
Sencer, yeğenine
evlat muamelesi
yaptı ve kendi
egemenliğini
tanımak
şartıyla, Rey
hariç, batı
ülkelerinin
hakimiyetini ona
bıraktı.
Sultan Sencer,
batı işlerinden
çok doğu ile
uğraştı.
Gazneliler'le
savaştı.
Karahanlılar'ı
kendisine
bağladı. Zamanı,
Selçukluların
son parlak
devriydi. Bu
arada Büyük
Selçuklu
Devletini iki
büyük tehlike
tehdit ediyordu.
Bunlardan
birisi, batıdan
Anadolu ve
Suriye'ye
saldırmakta olan
Haçlılar, diğeri
doğudan gelen ve
devletin doğu
sınırlarını
zorlayan
Karahitaylardı.
Sultan, yalnız
bu ikinci
tehlikeyle
uğraştı. Doğu
Karahanlılar
Devletini
yıkarak Seyhun
boylarını
zorlayan
Karahitaylarla
çarpışan Sencer,
onlarla 10 Eylül
1141 yılında
yaptığı
Katvan Meydan
Savaşı'nı
kaybetti. Bu
muharebeden
sonra, Seyhun
nehrine kadar
olan topraklar
Karahitayların
eline geçti.
Katvan Meydan
Muharebesiyle,
Büyük Selçuklu
Devleti
tarihinde yeni
bir devir
başladı ve
Selçuklu ülkesi,
Müslüman olmayan
Türk ve Moğol
birliklerinin
istilasına
uğradı.
Sultan
Sencer'in bu
yenilgisinden
faydalanmak
isteyen Gur
hükümdarı
Alâeddin
Hüseyin, yıllık
vergiyi
vermemek,
sultanlık
peşinde koşmak
gibi
davranışlarla,
Sencer'e olan
tâbiliğinden
kurtulmaya
çalışıyordu.
Zaten,
sınırlarını
fazla
genişletmesi,
bölgenin güç
dengesini
bozmakta ve bu
durum Sultan
Sencer'i
endişeye
düşürmekteydi.
Büyük kuvvetlere
sahip olan
Gurlular üzerine
yürüyen Sultan
Sencer, Haziran
1152'de yaptığı
muharebede Gur
ordusunu
yenerek,
Katvan'da
kaybedilen
itibarı yeniden
sağladı.
Gur
galibiyetinden
erişilen ihtişam
fazla uzun
sürmedi. Vergi
tahsili
sırasında
yapılan
haksızlık
yüzünden, kendi
soyundan olan
Oğuzlarla
bazı emîrler
arasındaki
ihtilaflar
gittikçe büyüdü.
Sultan Sencer,
bir kısım
emîrlerin ısrarı
ile, göçebe
oğuzların
üzerine yürümek
zorunda kaldı.
1153 yılı Mart
ayında Belh
civarında,
Oğuzlarla
yapılan savaşı
Selçuklular
kaybettiler. Bu
ağır yenilginin
sonunda Sultan
Sencer esir
düştü. Oğuzlar,
Sencer'e esir de
olsa sultan
gözüyle
baktılar.
Esir Sultanı
kurtarmak için
ilk harekete
geçen, onu
savaşa
sürükleyen Belh
valisi Emîr
Kumac'ın torunu
Müeyyed Ayaba
oldu. Sencer,
her ne kadar
gündüz tahtta
oturtuluyor ve
zahirî bir
iltifat
görüyorsa da
geceleri demir
bir kafeste
uyuyordu. Onun
adına çok
usulsüz işler
yapılıyor ve
bazı vaadlerde
bulunuluyordu.
Bu durum
karşısında
Sencer, 1156
yılı Nisan
ayında kaçmaya
muvaffak oldu.
Fakat ağır Oğuz
darbesi altında
çöken, iç
huzursuzluk ve
istikrarsızlığa
maruz kalan
Büyük Selçuklu
Devleti, kendini
toplayamadı. Her
ne kadar tâbi
beyler, Sencer'e
kurtuluşundan
dolayı
memnuniyetlerini
ve
bağlılıklarını
bildirmişlerse
de, Selçuklu
kumandanları
arasındaki
mücadele,
Sultana gerekli
imkânı
sağlamadı.
Sencer, 9 Mayıs
1157 senesinde
yetmiş üç
yaşında vefat
etti. Merv'de
daha önce
yaptırdığı
Dârü'l-Apir'de
defnedildi. Onun
vefatından sonra
Büyük Selçuklu
Devletinin İran,
Irak, Suriye ve
Anadolu'daki
parçaları,
Selçuklu
Hanedanına
mensup kişilerce
idare edilip,
ondördüncü
yüzyıla kadar
devam edenler
oldu.