Dandanakan'ın
muzaffer
başkumandanı
Çağrı Bey,
zafer sonrasında
verilen toy,
yani büyük
ziyafette, üstün
idarecilik vasfı
ve keskin siyasî
zekâsını takdir
ettiği kardeşi
Tuğrul Bey'i
Selçuklu Sultanı
ilan etti. Merv,
başkent yapıldı.
Toplanan
kurultayda,
fethedilecek
yerlerle,
idareciler
tespit edildi.
Ceyhun ile Gazne
arasındaki bölge
Çağrı Beye,
Bust-Sistan
havalisi Musa
Yabgu'ya,
Nişabur'dan
itibaren bütün
batı bölgeleri
Tuğrul Beye
verildi. Çağrı
Beyin oğlu
Yakutî ile
İbrahim Yınal,
batı cephesinde
görev aldılar.
Hanedandan
Arslan Yabgu'nun
oğlu Kutalmış,
Cürcân ve
Damgan'a, Çağrı
Beyin oğlu Kara
Arslan Kavurd
ise, Kirman
havalisine tayin
olundular. Görev
taksiminin
ardından, kısa
zamanda, kuzeyde
Harezm dahil,
Maveraünnehir,
Sistan, Mekran
bölgesi, Kirman
ve civarı,
Hürmüz emirliği,
hattâ Arabistan
Yarımadasında
Umman ve
dolayları ile
Cürcân, Bâdgis,
Huttalân tamamen
zaptedildi.
Tuğrul Bey,
Taberistan,
Kazvin, Dihistan,
İsfehan,
Nihavend, Rey ve
Şehrezur'u
alarak devletin
sınırlarını
genişletti.
1046'da Gence,
1048'de Erzen,
Karaz, Hasankale,
Erzurum ve
havalisindeki
Gürcü, Ermeni ve
Bizans orduları
yenilgiye
uğratıldı.
Henüz yeni
kurulan devlet,
kısa zamanda,
Büveyhîlerin
işgalindeki
Bağdat hariç,
bölgedeki bütün
İslam
topraklarına
hakim oldu.
Sultan Tuğrul,
Büveyhîlerin
işgalindeki
halifelik
merkezi olan
Bağdat'ı
kurtarmak için,
Abbasî halifesi
El-Kaim
bi-Emrillah'ın
davetiyle 17
Ocak 1055'te
Bağdat'a
girdi.
Halifenin,
âlimlerin ve
Sünnî
Müslümanların
büyük
memnuniyetle
karşıladığı
Tuğrul Bey,
Büveyhî
Hükümdarlığını
yıkarak, Abbasî
halifeliğini
yeniden ihya
etti. İslam
dünyasının
takdirini
kazanıp, büyük
iltifatlara
kavuştu.
Halifeliğe karşı
yapılan Fatımî
saldırılarını
bertaraf etti.
Halifelik
makamına ve
Bağdat şehrine
hizmetinden
dolayı, 25 Ocak
1058'de Tuğrul
Beye iki altın
kılıç kuşatan
Halife, onu,
doğunun ve
batının
hükümdarı ilan
etti. Selçuklu
sultanının,
halife
tarafından
"Dünya
Hakanı" ilan
edilmesi,
Türklere büyük
itibar
kazandırdığı
gibi, alplik
ruhunu
okşayarak,
İslamı yayma
çabalarına daha
fazla
sarılmalarına
yol açtı. Aynı
yıl Tuğrul Bey,
tahrikler
sebebiyle isyan
eden üvey
kardeşi İbrahim
Yınal'ı
cezalandırdı.
Çağrı Bey, 70
yaşlarında
1060'ta, Tuğrul
Bey ise 1063'te
yine 70 yaşında
vefat etti.
Tuğrul Bey,
devletini sağlam
temeller üzerine
oturtarak,
sınırlarını
Ceyhun'dan
Fırat'a kadar
genişletti.
Anadolu üzerine
yaptırdığı
akınlarla,
Bizans
yönetiminde
bulunan bölgenin
Türk yurdu
olması için ilk
harcı koydu.
Tuğrul Beyin
oğlu
olmadığından,
Çağrı Beyin oğlu
Muhammed
Alparslan,
Selçuklu sultanı
oldu. Başa geçer
geçmez,
amcasının veziri
Amîdülmülk'ü
görevden alarak,
yerine
Nizamülmülk'ü
tayin etti.
Sultan
Alparslan, tahta
geçmek
iddiasında
bulunan diğer
rakiplerini
bertaraf
ettikten sonra,
batıya yönelerek
fetihlere
başladı.
Kafkaslardan
dolaşıp mahallî
küçük
krallıkları
itaati altına
aldı. Doğu
Anadolu'nun
kuzeydoğu
ucundaki meşhur
Ani kalesini
1064'te
fethederek, 16
Ağustos 1064'te
Kars'a girdi.
Ani, Hıristiyan
âleminin kutsal
yerlerinden
biriydi. Bu
fetihler İslam
dünyasında büyük
sevinç kaynağı
oldu ve halife
Kaim
bi-Emrillah,
Alparslan'a,
"fetihler
babası", yani
çok fetheden
anlamına gelen
"Ebü'l-Feth"
lakabını verdi.
Sultan, 1065
yılı sonlarında
doğuya
yönelerek,
Üst-Yurd ve
Mangışlak
taraflarına
yürüdü. Başarı
ile biten
seferin sonunda;
ticaret
yollarını vuran
Kıpçak ve
Türkmenler itaat
altına alındı.
Alparslan,
1067 senesinde
Kirman meliki
olan kardeşi
Kavurd'un
isyanıyla
karşılaştı. Bu
isyanı kısa
sürede bastırdı.
Öncelikle
Müslümanlar
arasında
birliğin
sağlanmasını
arzu eden
Alparslan,
Bahreyn
taraflarındaki
Karmatî
sapıkları ve
Önasya'daki
Şiî-Fatımî
kalıntılarını
temizlemek için
harekete geçti.
Şiî-Fatımî
baskısının İslam
ülkeleri
üzerinden
kalkmakta
olduğunu gören
Mekke şerîfi,
Alparslan'a
itaatini arz
ederek, hutbeyi
Abbasî halifesi
ve Sultan
Alparslan adına
okutmaya
başladı. Doğuda
ve Batıda
sistemli bir
şekilde yapılan
fetih
hareketleri;
1067 yılında
Anadolu'da
başlatılan
yıpratma ve
yıldırma
akınları, 26
Ağustos
1071'deki
Malazgirt Savaşı'na
kadar devam
etti. Malazgirt
Zaferiyle
Selçuklulara
kapıları açılan
Anadolu, Türkiye
Türklerinin
istikbaldeki
yurdu durumuna
girdi.
Malazgirt
Zaferi
sonrasında,
Bizans
imparatoru
Diogenes ile
yapılan
antlaşma,
tahttan
indirildiği için
uygulanamadı.
Sultan
Alparslan,
antlaşmanın
silah zoruyla
tatbikini
kumandan ve
beylerine
emrederek, bütün
Anadolu'nun
fethini istedi.
Selçuklu
emrindeki
Türkmen boyları,
Orta Asya'dan
batıya sevk
edilerek, Doğu
Anadolu'daki
Bizans hududuna
gönderildi.
Selçukluların
gazâ akınlarına
karşı koyamayan
Bizans kale ve
garnizonları,
Türklerin eline
geçti. Türk
akınları,
Marmara Denizi
sahillerine
kadar uzandı ve
fethedilen
Anadolu, iskân
edildi.
Anadolu'nun
Türkleşip
İslamlaşması
için gerekli
bütün tedbirler
alındı. Sultan
Alparslan,
çıktığı
Maveraünnehir
seferinde, esir
alınan bir kale
kumandanı
tarafından şehit
edildi.
Türk tarihinin
büyük
sultanlarından
olan Alparslan,
enerjisi,
disiplini,
yiğitliği ve
adaletiyle
temayüz etmişti.
Alparslan
vefat ettiğinde,
devlet
toprakları,
doğuda
Kaşgar'dan,
batıda Ege
kıyıları ve
İstanbul
Boğazına,
kuzeyde
Hazar-Aral
arasından,
güneyde Yemen'e
kadar olan bir
bölgeye
yayılmıştı.
Alparslan'ın
yerine oğlu ve
veliahtı
Melikşah,
Selçuklu sultanı
oldu.
Sultanlığını
tanımayan amcası
Kavurd ile,
Kerez'de yapılan
savaşı kazanan
Melikşah, birkaç
gün sonra
Kavurd'un
ölümüyle, devlet
içinde asayişi
kısa sürede
sağladı. İç
işlerini
halleden
Melikşah, taht
mücadelesinden
faydalanarak
Selçuklu
hudutlarına
saldıran
Gazneliler'le
Karahanlılar'a
karşı sefere
çıkıp onları
anlaşmaya mecbur
etti.
Doğu
sınırlarının
güvenliğini
sağlayan
Melikşah,
babasının
veziri ve
kendisinin de
hocası olan,
sapık ve Batınî
akımlara karşı
Sünnîliğin
müdafaası için
Nizamiye
Medreselerini
kuran
Nizamülmülk'ten
vezirliğe devam
etmesini istedi.
Bu sayede
Selçuklu
Devletine ve
İslam dünyasına
çok hizmet
etmesine vesile
oldu.
Sultan
Melikşah, çok
sakin, affedici,
fakat devlet ve
millet işlerinde
çok ciddî,
müstesna bir
şahsiyetti.
Devrinde
bozkırlardaki
Türk boylarını,
bütün İran'ı,
Arabistan'ı,
Suriye ve
Filistin'i
yönetimi altına
aldı.
Anadolu'nun
fethi üzerinde
hassasiyetle
durup, babasının
görevlendirdiği
amcaoğlu
Kutalmışoğlu
Süleyman Şah
ve Türkmen
beylerinden Alp
İlig,
Artuk Bey,
Mansur, Dolat
gibi
komutanlarla
fetihleri
sürdürdü.
Selçuklu
komutanları,
Bizans'ın
Türklere karşı
kurduğu
Ölmezler
adlı askerî
birlikleri
mağlup ettiler.
Artuk Bey,
Bizans
kuvvetlerini,
1074'te Sapanca
çevresinde
yenerek,
yüzbinden fazla
Türk'ü,
İzmit'ten
Üsküdar'a kadar
olan sahaya
yerleştirdi.
Kutalmışoğlu
Süleyman Şah,
güneydoğu
harekâtıyla,
Adana
dolaylarını
fethetmekle
meşguldü.
Fırat'ı geçerek
Çukurova, Maraş,
Tarsus, Antep ve
Urfa'ya dağılan
Ermeni ve
ücretli Frank
askerlerini
Antakya'da,
Gümüştigin de
Nizip, Âmid
(Diyarbakır) ve
Urfa civarında
Bizans
kuvvetlerini
mağlup ettiler.
Artuk Bey,
Sultan
Melikşah'ın
emriyle, Doğu
harekâtını idare
etti. 1074-1077
yılları arasında
Sivas, Tokat,
Çorum
havalisini,
Yeşilırmak ve
Kelkit
havzalarını ele
geçirdi. Artuk
Beyden sonra
yerine
Danişmend Gazi
geçerek, Amasya
ve civarını
Karadeniz'e
kadar aldı.
Mengücük Gazi,
Şarkî Karahisar,
Erzincan ve
Divriği
havalisini;
Ebü'l-Kasım da
Erzurum ve Çoruh
bölgesini
fethetti.
Orta,
Kuzeybatı ve
Batı harekâtını
Kutalmışoğlu
Süleyman Şah
idare edip,
Bizanslılarla
mücadele ve
onların âsi
kumandanlarıyla
ittifak yaptı.
Bizanslılar,
Balkanlar'daki
iktidar
mücadelesi ve iç
hadiseler
üzerine,
Selçuklulardan
yardım
istediler.
Yardım
talepleri,
Selçukluların
çıkarları
doğrultusunda
karşılandı.
Süleyman Şah,
İznik'e
yerleşerek, bu
şehri,
Türkiye
Selçukluları
Devletinin
merkezi yaptı.
Selçuklular,
Anadolu'da sahil
şehirleri
dışında,
Toroslar ve
Çukurova'dan
Üsküdar'a kadar
bütün bölgeye
yerleştiler. Bu
durum karşısında
Avrupalılar,
Çin'e elçilik
heyeti
göndererek,
Selçukluların
doğudan
sıkıştırılmasını
istediler.
Ancak, sonuç
alamadılar.
Diyarbakır
bölgesinin fethi
için Selçuklu
seferleri,
Fahrüddevle
Cüheyr'in
İsfahan'a
gelmesiyle
başladı.
Fahrüddevle,
buradaki Şiî
itikadlı
Karmatîlerin
yola sokulması
için çalışan
Artuk Bey ve
bağlı
kuvvetlerle
birlikte
Diyarbakır'a
doğru yola
çıktı.
Fahrüddevle'nin
komutasındaki
birlikler,
çevredeki
Mardin,
Hasankeyf, Cizre
ve daha otuz
kadar kaleyi ele
geçirdi.
Diyarbakır,
Fahrüddevle'nin
oğlu Zaimüddevle
emrindeki
kuvvetlerin 4
Mayıs 1085'te
şehre girmesiyle
düştü ve
Mervanîler
Devleti ortadan
kalktı.
Musul'un
fethine memur
edilen Aksungur
ve diğer Türkmen
emîrleri şehre
savaşmadan
girdiler. Fethi
takiben Musul'a
gelen Melikşah,
büyük bir
törenle
karşılandı.
Musul emîrliğine
Şerefüddevle'yi
tayin etti.
Sultan
Alparslan
zamanından beri
Suriye ve daha
güneye yürüyen
ünlü Selçuklu
kumandanlarından
Atsız,
seferlerini
Melikşah
zamanında da
sürdürdü. Uzun
süre kuşattığı
Dımaşk (Şam)'ı
1076 Martında
Selçuklu
topraklarına
kattı. Dımaşk'ın
alınmasından
sonra, camilerde
okunan
Şiî-Fatımî
ezanını
yasaklayarak,
cuma hutbesini
Halife Muktedî
ve Sultan
Melikşah adına
okuttu. Daha
sonra Selçuklu
Devletinin
"Fatımî
Devletinin
ortadan
kaldırılması"
politikasına
uygun olarak,
Mısır'a doğru
sefere devam
etti. Fakat,
başarılı olamadı
ve başarısızlığı
Suriye
emîrliğinden
alınmasına sebep
oldu. Yerine,
Melikşah'ın
kardeşi
Tacüddevle Tutuş
getirildi.
Sultan
Melikşah,
kardeşi Tutuş
ile Kutalmışoğlu
Süleyman Şahın
mücadelesi
üzerine 1086'da
İsfahan'dan
hareket ederek,
Suriye'de
asayişi yeniden
tesis etti.
Halep valiliğini
Aksungur'a,
Urfa'yı Bozan'a,
Antakya'yı da
Yağısıyan'a
verdi. 1087
yılında
Melikşah,
Süveydiye
kıyılarından
Akdeniz'e
ulaştı. Böylece
Uzakdoğudan
Ortadoğu'ya
kadar hakimiyet
kurdu. Dönüşte
hilafet merkezi
olan Bağdat'ı
ziyaret etti.
Halife Muktedi
tarafından iki
kılıç kuşatıldı
ve 25 Nisan
1087'de "Dünya
Hükümdarı" ilan
edildi.