Zengîler (Musul
Atabeyliği)
(1127-1259)
Büyük Selçuklu
Sultanı
Melikşâh’ın
kumandanı,
Aksungur’un oğlu
İmâdeddîn Zengî
tarafından el-Cezîre
ve Sûriye’de
kurulan
atabeylik.
Irak
Seçlukluları
Sultanı Mahmud,
iki oğluna
atabeg tayin
ettiği Zengî’yi,
1127 senesinde
Musul Valisi
yaptı.
Atabeg Zengî,
Musul’a hâkim
olunca, büyük ve
kuvvetli bir
devlet kurmaya
çalıştı. Niyeti,
önce bölgeyi
hâkimiyeti
altına alıp,
sonra
Haçlılarla
mücadele etmekti.
Bu yüzden
Diyarbekir ve
Suriye’nin, Arap
ve Türk
hakimlerine
karşı bir fetih
siyaseti takip
etti. Aynı
siyaseti,
Haçlılara karşı
da uyguluyordu.
Arzusunu
gerçekleştirmek
için harekete
geçen Zengî;
Sincâr, Habr,
Nusaybin ve
Harran’ı ele
geçirdi.
Arkasından
Halep’e hâkim
oldu (1128). Bu
durum Haçlıların
Halep üzerindeki
arzularına da
son verdi.
Zengî’nin,
Dımaşk’ı (Şam’ı)
alması için,
önce Hama ile
Humus’u ele
geçirmesi
gerekiyordu.
1130 senesinde
Hama’yı ele
geçirdi ise de,
Humus önünde
başarılı
olamayarak,
Musul’a döndü.
Zengî’nin
genişleme
hareketleri
karşısında,
toprakları
tehdit altında
kalan
Artuklular
birleştiler. İki
taraf arasında
yapılan
muharebede Zengî,
Artuklu ordusunu
geri çekilmeye
mecbur etti. Bir
süre sonra iki
taraf arasında
barış yapıldı ve
1130 yılında
antlaşma
imzalandı. Daha
sonra
Artuklulardan
Davud ile
mücadeleye
başlayan Zengî,
Amid’i (Diyarbekir)
ele geçirdi ve
şehri, adına
hutbe okumak
şartıyla,
Artuklulardan
Timurtaş’a
bıraktı (1141).
Zengî’nin
idaresi altına
almak için
çalıştığı
devletlerden
birisi de
Böriler idi
ve bir müddet
sonra, onlar da
Zengî’nin
hâkimiyetini
tanımak
mecburiyetinde
kaldılar.
Böylece, bölgede
güçlü bir
hâkimiyet tesis
ettikten sonra
Haçlılarla
mücadeleye
başladı ve
Esârib Kalesini
kuşattı. Kudüs
kralının yardıma
gelmesine rağmen
Haçlıları yendi
ve kaleyi ele
geçirdi. Sonra,
Haçlı Kontluğu
işgalindeki Urfa
üzerine yürüdü.
Çünkü Urfa
Kontluğu,
Zengîler
Devletini ikiye
ayıran bir
durumda ve
ticaret yolu
üzerinde çok
mühim mevkideydi.
Nice bir
siyasetle
Hıristiyanları
birbirinden
ayırıp, Haçlılar
arasında çıkan
anlaşmazlıktan
faydalanan Zengî,
Katoliklerden
memnun olmayan
Ermenilerin de
desteğiyle, 1144
senesinde
Urfa’yı ele
geçirdi ve
zaferi, bütün
İslâm dünyasında
sevinçle
karşılandı.
Urfa’nın
Müslümanlar
eline geçmesi,
Hıristiyan
âleminde büyük
şaşkınlığa sebep
oldu. Papanın
teşvikiyle
Hıristiyan
âleminde
İkinci Haçlı
Seferinin
hazırlığı
başlatıldı.
Atabeg
Zengî’nin, Irak
Selçuklu
sultanları ve
Abbâsî
halîfeleriyle
olan
münâsebetleri,
zaman zaman
değişik bir
seyir tâkip
etti. 1146
senesinde Caber
Kalesini kuşatan
Zengî,
muhâfızlarından
biri tarafından
öldürülünce,
toprakları
oğulları
Nureddin Mahmud
ve Seyfeddin
Gâzi arasında
bölündü.
Nureddin Mahmud,
Suriye’nin
idaresini alıp,
Halep’i başşehir
yaparken,
Seyfeddîn Gâzi,
el-Cezîre
bölgesini
idaresi altına
alarak Musul’u
başşehir yaptı.
Böylece Zengîler
ikiye ayrıldı.
İmadeddin
Zengî’nin ölümü
üzerine,
Selçuklu
şehzâdelerinden
Alp Arslan bin
Mahmud,
atabeyliğin
idaresini ele
geçirmeye
çalıştı ise de,
başarılı
olamadı.
Seyfeddin Gâzi,
Musul’a gelerek
babasının yerine
geçti; kardeşi
Nureddin ile
anlaştı.
Kardeşinden
aldığı
kuvvetlerin de
yardımıyla Urfa
üzerine yürüyen
Nureddin Zengî,
şehri kolayca
ele geçirdi.
Halep bölgesine
hâkim olup,
Hıristiyanların
elinde bulunan
Keferlâsâ ve
Artah’ı aldı.
1148’de
Seyfeddin
Gâzinin,
Musul’da vefat
etmesi üzerine,
yerine, ağabeyi
Kutbeddîn Mevdûd
geçti. Kardeşi
Nûreddîn’le
birlikte hareket
eden Mevdûd,
Haçlılardan
Antakya, Harim,
Famiye, Irka ve
Cebele
kalelerini aldı.
Daha sonra Mısır
işleri ile
ilgilenen
Nureddin Zengî,
emirlerinden
Şirkûh ve yeğeni
Selâhaddîn-i
Eyyûbî’yi
bölgeye
gönderdi. 1169
yılında Şirkûh,
Mısır’da
hâkimiyeti ele
geçirdi.
Selâhaddîn-i
Eyyûbî, Nureddin
Zengî’nin
emriyle 1171
yılında
Fâtımîleri
tamamen ortadan
kaldırdı (Bkz.
Eyyûbîler).
Kutbeddîn
Mevdûd’un 1170
senesinde ölümü
üzerine oğulları
İmâdeddîn ile
Seyfeddin Gâzi
arasında
anlaşmazlık
çıktı.
İmâdeddîn,
amcasından
yardım
isteyince,
Nureddin, Musul
üzerine
yürüyerek, şehri
kısa bir
kuşatmadan sonra
ele geçirdi.
Seyfeddin Gâzi
ile barış
antlaşması
yapıldı. Bu
antlaşmaya göre,
Seyfeddin Gâziye
Musul,
İmâdeddîn’e
Sincar
veriliyordu. Bu
anlaşmazlıktan
en kârlı
Nureddin çıktı.
Nusaybin ve
Habur gibi
yerleri kendi
topraklarına
kattı. Böylece
Seyfeddîn,
resmen amcasına
bağlanmış oldu.
Nûreddîn Zengî,
1173 yılında
Anadolu’ya
girerek,
İkinci Kılıç
Arslan’a ait
bazı kasabaları
ele geçirdi. Bu
esnada Bağdat
Abbâsî halîfesi
tarafından;
Musul,
el-Cezîre,
İrbil, Hilât,
Suriye, Mısır ve
Konya
hükümdarlığını
tasdik eden bir
menşûr verildi.
Fakat çok
geçmeden, Sultan
Nureddin Zengî,
bir boğaz
iltihabından,
Şam’da vefat
etti (1174).
Kendi yaptırdığı
Nûriye
Medresesine
defnedildi.
1147-1149
yılları arasında
gerçekleşen
İkinci Haçlı
Seferlerini
netîcesiz
bırakan
Türk-İslâm
kahramanlarından
biri olan
Nureddin Zengî,
kurduğu eğitim
kurumları ve
sosyal tesisler,
yaptığı imar
faaliyetlerinin
yanında güçlü
bir devlet
kurucusu olan
Selâhaddin-i
Eyyûbî’yi
yetiştirmesiyle
de
tanınmaktadır.
Halep, Şam,
Hama, Humus,
Baalbek, Menbic
ve diğer
şehirlerde büyük
medreseler,
câmiler,
imâretler,
kervansaraylar,
hastane ve
dâr-ül-hadîsler
yaptırıp,
masraflarının
karşılanması,
tamirâtı ve
yaşatılması için
büyük
vakıflar
bıraktı. Şam’da
yaptırdığı büyük
hastane, devrin
en meşhur
mütehassıs
doktorlarının
hizmet verdiği
bir sağlık
kurumu idi.
Hadis
üniversitesi
mahiyetindeki
ilk
dâr'ül-hadîsi o
kurdu ve pek çok
kitap vakfetti.
Rasathâne
kurdurarak,
güneş saati
yaptırdı. Dindar
olup, ilim
adamlarının
hâmisiydi.
Karargâhında
dahi Kur’ân-ı
kerîm okutup,
hürmetle
dinlerdi.
Haksızlıkların
önüne geçmek ve
devletin
menfaatlerini
korumak için,
hassas bir haber
alma teşkilâtı
kurdu.
Sultanlığı
devrindeki
siyâsî hâdiseler
büyük, bulunduğu
çevre çok
karışık bir
yapıya sahip
olmasına rağmen,
halkının
sağlığını ve
huzurunu korudu.
Nureddin
Zengî’nin
vefatından
sonra, on bir
yaşındaki oğlu
Melik-üs-Sâlih
İsmâil tahta
çıkarıldı ise
de, Mısır’da
güçlenen
Selâhaddîn-i
Eyyûbî,
toprakların
büyük bir
kısmına hâkim
oldu. Nureddin
Zengî’ye bağlı
olarak Musul’u
idare eden ve
ötedenberi,
amcasının
Haçlılara karşı
yaptığı bütün
seferlere
katılan yeğeni
İkinci Seyfeddin
Gâzi de, daha
önce kendisine
ait olan Harran,
Nusaybin, Urfa,
Habur ve Suruç
gibi şehirleri
geri almaya
çalıştı. Dımaşk
emirleri,
Dımaşk’ı da
alması için onu
davet ettiler.
Fakat o, bu
davete uymadı.
Dımaşk emirleri
de şehri
Selâhaddîn-i
Eyyûbî’ye teslim
ettiler (1174).
Bunun üzerine
Seyfeddin Gâzi,
Selâhaddîn
Eyyûbî’ye karşı
sefere çıktı ise
de
Cibâl-üt-Türkmân
denilen mevkide
yapılan savaşı
kaybederek
Musul’a çekildi
(1176). Kısa bir
süre sonra da
hastalanarak
öldü.
Seyfeddin
Gâzinin yerine
vasiyeti üzerine
kardeşi İzzeddîn
Mesud geçti.
Mesud, 1180’de
Melik Sâlih’ten,
Halep’i aldı.
Böylece,
Zengîlerin Halep
kolu sona erdi.
Bir süre sonra
Sincar hâkimi
olan İkinci
İmâdeddîn Zengî,
Sincar’a
karşılık
Halep’in
kendisine
verilmesini
istedi.
Verilmediği
takdirde, şehri
Selâhaddîn
Eyyûbî’ye teslim
edeceğini
bildirdi.
İzzeddîn Mesud,
emirlerle
meşveret
ettikten sonra,
Halep’i, Sincar
karşılığında
kardeşi
İmâdeddîn’e
verdi.
Selâhaddîn
Eyyûbî, zayıf
şahsiyetli olan
İmâdeddîn’in,
Halep’e hâkim
olmasından
faydalanmak
için, Zengîler
üzerine sefer
düzenledi. Önce
Urfa’yı, daha
sonra Hıms,
Rakka, Surûc ve
Nusaybin’i aldı.
1182 senesinde
Musul’u bir ay
kadar kuşattı
ise de geri
çekildi.
Selâhaddîn
Eyyûbî, 1183
senesinde Amid’i
ele geçirdikten
sonra, Halep
üzerine yürüdü.
Halep hâkimi
İkinci İmâdeddîn
Zengî ile
Selâhaddîn-i
Eyyûbî arasında
bir antlaşma
yapıldı. Buna
göre Halep’i
Selâhaddîn
Eyyûbî’ye
bırakan
İmâdeddîn Zengî,
bunun
karşılığında
Sincar ve bazı
kasabaları
alıyordu.
İzzeddîn
Mesud’un 1193’te
ölümünden sonra,
yerine, vasiyeti
üzerine oğlu
Nureddin
Arslanşâh geçti.
Diğer taraftan
İzzeddîn
Mesud’un
ölümünden
faydalanmak
isteyen
İmâdeddîn Zengî,
Nusaybin
civarındaki bazı
köyleri ele
geçirdi. Bu
yüzden,
Nureddin’in
Nusaybin üzerine
sefer düzenlemek
için harekete
geçtiği sırada
İmâdeddîn Zengî
öldü ve yerine
oğlu Kutbeddîn
Muhammed geçti.
Nûreddîn,
mücadeleye devam
ederek
Nusaybin’i ele
geçirdi. Fakat
asker arasında
baş gösteren bir
salgın hastalık
ve Eyyûbî
sultânı Melik
Âdil’in Nusaybin
üzerine
yürümesi,
Nureddin
Arslanşâh’ı
şehri boşaltıp
Musul’a çekilmek
mecburiyetinde
bıraktı (1198).
1201
senesinde yeğeni
Kutbeddîn’in,
Nusaybin’de
Eyyûbî sultânı
Âdil adına hutbe
okutması üzerine
harekete geçen
Nûreddîn,
Nusaybin şehrini
aldı ve kaleyi
ele geçireceği
sırada,
Muzaffereddîn
Gökböri’nin
Musul ve
çevresine sefer
düzenlediğini
öğrendi. Bunun
üzerine geri
dönen Nureddin,
durumun sandığı
gibi tehlikeli
olmadığını
görünce, tekrar
yeğeninin
üzerine yürüdü
ve Telafer’i
zapt etti.
Fakat, emirlerin
çoğu
Kutbeddîn’in
yardımına
geldiler.
Yapılan savaşta
mağlup olan
Nureddin,
Musul’a dönerek,
barış yapmak
mecburiyetinde
kaldı (1204).
Bir süre sonra
Muzaffereddîn
Gökböri, Sultan
Âdil’e karşı
Nureddin ile
anlaştı. Bu
ittifaka,
Türkiye
Selçukluları
Sultanı Birinci
Keyhüsrev,
Halep
Eyyûbîlerinden
Melik Zâhir ve
Erzurum hâkimi
Tuğrulşâh da
katıldı. Halîfe
Nâsır’ın araya
girmesiyle
Müslümanlar
arasında
muhtemel büyük
bir savaş
önlendi. Sultan
Âdil, Habur ve
Nusaybin’in
kendisinde
kalması şartıyla
anlaşmaya razı
oldu. Nureddin
Arslanşâh
tutulduğu
hastalıktan
kurtulamayarak,
1211 senesi Ocak
ayında vefat
etti.
Nureddin
Arslanşâh’ın
vefatından
sonra, atabeylik
emirler ve
şehzadeler
arasında
mücadele sahası
hâline geldi. Bu
durumdan
faydalanan
Eyyûbî sultanı
Eşref, 1220’de
Sincar’ı teslim
alarak,
Zengîlerin
buradaki kolunun
hâkimiyetine son
verdi.
Nâsıreddîn
Mahmud’un 1223
senesinde
ölmesiyle,
Musul’daki
Zengîler
hâkimiyeti de
sona erdi.
Zengîlerin
hâkim olduğu
bölgelerde halk,
adalet ve
emniyet içinde
yaşıyordu. Bu
atabeylik
devrinde ziraat
her tarafa
yayıldı ve
özellikle
meyvecilik çok
gelişti.
Zengîlerin
sağladıkları
emniyet
sayesinde,
ticarî
faaliyetler
arttı. Musul,
Ortadoğu ile
Yakındoğu
arasında büyük
bir ticaret
merkezi hâline
geldi.
Zengîler,
Selçuklularda
olduğu gibi,
edebiyatın
gelişmesine
yardımcı
oldular. Ahmed
bin Münir
el-Kayserânî,
Müslim bin Hazir
ve Haysa Bahsa,
bu devirde
yetişen belli
başlı
şairlerdendir.
Bu dönemde
yetişen din
âlimleri de
çoktur.
Bunlardan Türk
asıllı Ebû
Abdullah Vâsıtî
ve fıkıh âlimi
Abdullah bin
Muhammed, en
meşhurlarıdır.
Tarihçiler
bakımından
Zengîlerin
dönemi, en
zengin
devrelerden
biridir. Meşhur
tarihçilerden
el-Azimî, Usâme
bin Munkız,
İbn-i Şeddâd ve
İbn-ül-Esîr bu
dönemde
yetişmiştir.
Güzel
sanatlara önem
veren Zengîler,
bir kısmı
zamanımıza kadar
gelen, çok
sayıda mimarî
eser yaptırdılar
ve pek çok
medrese inşa
ettirdiler.
Birinci
Seyfeddin Gâzi,
Musul’da
el-Atika adıyla
bilinen
medreseyi
yaptırdı.
Musul’daki Ulu
Câmiye, Birinci
Seyfeddin Gâzi
başlamış,
Nureddin Mahmud
da
tamamlamıştır.
Bu sebeple câmi,
Câmi-i Nûri
adıyla
anılmaktadır.
Zengî atabegleri
içinde imar
yönünden en çok
faaliyet
gösteren
Nureddin Mahmud
bin Zengî’dir.
O, Suriye’nin
önemli bütün
şehirlerinin
surlarını tamir
ettirdi.
Dımaşk’ta iç
kaleye bir cami
yaptırdı. Yeni
bir kapı olarak
Bâb-ül-Ferec’i
açtırdı ve
Dâr-ül-Adl
denilen bir bina
inşâ ettirdi.
Haftanın iki
gününde kendisi
burada davalara
bakardı. Ayrıca
Dâr-ül-Hadîs ile
Mâristân,
yaptırdığı
meşhur eserler
arasındadır.
Kendi adına
nispetle Nûriye
adında bir
medrese de
yaptırdı ki,
kabri bunun
içindedir. Diğer
Zengî atabegleri
devrinde ise,
Medreset-ül-İzziyye,
Medreset-ül-Nûriyye
ve Kâhiriyye
adlarıyla
bilinen
medreseler
yaptırıldı.
Zengîlerin
emirlerinden
Mücâhiddîn
Kaymaz da,
Musul’da cami,
tekke, medrese
ve köprü gibi
birçok mimarî
eser inşa
ettirdi.
Zengîler’in
Tahta Geçiş
Târihleri
İmâdeddîn
Zengî bin
Aksungur / 1127
Birinci
Seyfeddîn Gâzi /
1146
Kutbeddîn Mevdûd
/ 1149
İkinci Seyfeddîn
Gâzi / 1169
Birinci İzzeddîn
Mesud / 1176
Birinci Nûreddîn
Arslanşâh / 1193
İkinci İzzeddîn
Mesud / 1211
İkinci Nûreddîn
Arslanşâh / 1218
Nâsıreddîn
Mahmud / 1219
Yönetimin
Bedreddîn Lü’lü
tarafından ele
geçirilmesi /
1211
Haleb’de
Nûreddîn
Mahmud bin Zengî
/ 1146
Nûreddîn İsmâil
/ 1174
Musul kolu ile
birleşme / 1181